Şiddetli yağışların afete dönüşmesinde kentleşme kararları, altyapı kapasitesi ve çevre yönetimi belirleyici rol oynuyor. Kızıltepe için öncelik, zarar ortaya çıkmadan riskleri belirlemek ve önlem almak olmalı.
İstanbul’da 14 Ekim’de etkili olan sağanak; su basan bodrum katları, araçların mahsur kaldığı alt geçitler ve ulaşım güçlükleriyle kentlerin afetlere hazırlığını yeniden gündeme taşıdı. Bazı ilçelerde metrekareye 50–95 kilogram yağış düştüğü bildirildi.
Yağışın şiddeti elbette önemlidir. Ancak ortaya çıkan zararı yalnızca “çok yağmur yağdı” diyerek açıklamak, kent yönetiminin sorumluluğunu eksik değerlendirmektir.
Dere yataklarını yapılaşmaya açmak, suyun doğal akışını engellemek, toprağı betonla kaplamak ve altyapıyı büyüyen yerleşimlerin gerisinde bırakmak, yağışın yıkıcı etkisini artırabilir. AFAD da taşkın alanlarında yapılaşmanın önlenmesini, drenaj kanallarının açık tutulmasını ve yağmur suyu altyapısının düzenli bakımını temel önlemler arasında sıralıyor.
İstanbul’daki olaylarda hangi noktada hangi ihmalin bulunduğu teknik incelemeyle belirlenmelidir. Fakat şu ilke açıktır: Öngörülebilen risklere karşı hazırlık yapmak, kamu yönetiminin asli görevidir.
Kızıltepe İçin Gecikmeden Atılması Gereken Adımlar
Kızıltepe’de yetkili kurumların kamuoyuna açık bir takvimle şu çalışmaları yürütmesi gerekiyor:
Taşkın risk haritası hazırlanmalı veya güncellenmeli. Suyun birikebileceği çukur alanlar, doğal akış güzergâhları ve riskli yerleşimler teknik incelemeyle belirlenmeli.
Mazgal, menfez ve tahliye kanalları denetlenmeli. Çöp, moloz ve birikintiler temizlenmeli; yalnızca temizlik değil, hatların taşıma kapasitesi de kontrol edilmeli.
Yağmur suyu altyapısının yeterliliği incelenmeli. Yeni yapılaşmaların mevcut sisteme getirdiği yük hesaplanmalı, yetersiz noktalarda kapasite artırılmalı.
İmar kararlarında suyun doğal güzergâhı korunmalı. Taşkın riski bulunan alanlarda yapılaşma kararları bilimsel verilere dayanmalı; mevcut riskli yapılar için önlem planı oluşturulmalı.
Okullar ve bodrum katlar öncelikle değerlendirilmeli. Eğitim kurumları, sağlık tesisleri, iş yerleri ve konutlar için güvenli tahliye ve su baskını önlemleri belirlenmeli.
Ortak müdahale ve erken uyarı planı açıklanmalı. Belediyeler, MARSU, DSİ ve AFAD’ın görevleri netleşmeli; vatandaşlar uyarı anında ne yapacağını bilmeli.
MARSU, eylül ayında Kızıltepe’de ana atıksu hattının bir bölümünde kapasite artırımı yapıldığını duyurdu. Bu çalışma önemlidir; ancak atıksu hattının yenilenmesi, ilçenin yağmur suyu ve taşkın risklerinin bütünüyle giderildiği anlamına gelmez. Bunun ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Vatandaşların kanallara çöp ve moloz atmaması da ortak sorumluluğumuzdur. Ancak bireysel duyarlılık, bilimsel planlamanın ve yeterli altyapının yerini tutamaz.
Yetkililerden beklenen, afet sonrasında geçmiş olsun açıklaması değil; afet öncesinde hangi riskin, ne zaman ve nasıl giderileceğini açıklayan somut bir plandır. Kızıltepe’de harekete geçmek için evlerin su altında kalmasını mı bekleyeceğiz?