Türkiye’de eğitim üzerine konuşulduğunda ilk akla gelenler çoğu zaman sınavlar, puanlar, sıralamalar ve kazanılan okullar oluyor.
Bir öğrencinin başarısını kaç net yaptığıyla, hangi liseye ya da üniversiteye yerleştiğiyle ölçüyoruz.
Peki çok daha önemli bir soruyu ne kadar soruyoruz?
Çocuklarımızı sınavlara hazırlarken, onları gerçekten hayata hazırlayabiliyor muyuz?
Bugün çocuklarımız yıllarca matematik, fizik, kimya, tarih ve diğer dersleri öğreniyor. Binlerce soru çözüyor, onlarca sınava giriyor. Ancak aynı çocuklara dürüst olmayı, sorumluluk almayı, emeğe saygı duymayı, başarısızlık karşısında yeniden ayağa kalkmayı, farklı düşüncelere tahammül etmeyi ve vicdan sahibi olmayı ne ölçüde öğretebiliyoruz?
Asıl tartışmamız gereken nokta tam da burasıdır.
Başarıyı yanlış mı tanımlıyoruz?
Bir çocuğun iyi bir üniversite kazanması elbette önemlidir. Bir gencin doktor, mühendis, öğretmen, hukukçu veya başarılı bir iş insanı olması küçümsenecek bir başarı değildir.
Ancak iyi bir meslek sahibi olmak ile iyi bir insan olmak aynı şey değildir.
Eğitim sistemi akademik açıdan başarılı bireyler yetiştirirken ahlakı, vicdanı, adalet duygusunu ve toplumsal sorumluluğu ikinci plana itiyorsa ortaya diplomalı ama değerlerinden uzaklaşmış bireyler çıkabilir.
Çünkü bilgi insana güç kazandırır; fakat o gücü nasıl kullanacağını belirleyen şey karakteridir.
Bir öğrenciye yüzlerce formül öğretebiliriz. Peki ona başkasının hakkını yememenin neden önemli olduğunu öğretebiliyor muyuz?
En zor soruları çözmesini sağlayabiliriz. Peki hayatın karşısına çıkardığı sorunları şiddete, yalana veya hileye başvurmadan çözmesini öğretebiliyor muyuz?
İşte gerçek eğitim biraz da burada başlıyor.
Çocuklarımız sürekli yarışıyor
Daha küçük yaşlardan itibaren çocukları görünmez bir yarışın içine sokuyoruz.
“Arkadaşın kaç aldı?”
“Sen neden onun kadar başarılı değilsin?”
“Kaç net yaptın?”
“Sınıfta kaçıncı oldun?”
“Falancanın çocuğu şu okulu kazandı.”
Bu sorular zamanla çocuğa çok tehlikeli bir mesaj verebiliyor:
“Değerli olabilmek için başkalarını geçmelisin.”
Oysa eğitim çocuğa yalnızca başkalarını geçmeyi değil, dünkü kendisini geçmeyi öğretmelidir.
Her çocuk aynı değildir. Yeteneği, öğrenme biçimi, gelişim hızı, ilgi alanı ve hayalleri farklıdır. Eğitimin görevi bütün çocukları aynı kalıba sokmak değil, her çocuğun içindeki potansiyeli ortaya çıkarmaktır.
Ahlak eğitimi yalnızca nasihat değildir
Çocuklara dürüstlükten söz edip günlük hayatımızda yalanı normalleştiriyorsak, adaletten bahsedip kendi çıkarımız söz konusu olduğunda adaleti unutuyorsak, çalışkanlığı anlatıp kısa yoldan kazanmayı övüyorsak verdiğimiz nasihatlerin çok fazla karşılığı olmayacaktır.
Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, yaptıklarımızı da öğrenir.
Bu nedenle eğitim yalnızca okulun veya öğretmenin sorumluluğu değildir.
Aile, okul ve toplum aynı eğitim zincirinin halkalarıdır.
Evde saygıyı görmeyen bir çocuktan okulda saygılı olmasını; toplumda haksızlığın ödüllendirildiğini gören bir gençten adalete inanmasını beklemek kolay değildir.
Çocuğun karakter eğitimini yalnızca öğretmenin omuzlarına yükleyemeyiz.
Sınav kazanmak hayatı kazanmak değildir
YKS veya LGS’de derece yapmak büyük bir başarı olabilir. Ancak hayat bundan çok daha uzun ve çok daha karmaşık bir sınavdır.
Hayatın soruları test kitaplarındaki gibi değildir.
Bazen dört seçenek bulunmaz.
Bazen doğru cevabı kimse söylemez.
Bazen verdiğiniz kararın sonucunu yıllar sonra görürsünüz.
İşte bu nedenle çocuklara yalnızca doğru cevabı bulmayı değil, doğru karar vermeyi de öğretmeliyiz.
Kaybetmeyi, yeniden başlamayı, sabretmeyi, çalışmayı, paylaşmayı, özür dilemeyi, gerektiğinde “hayır” diyebilmeyi ve yaptığı yanlışın sorumluluğunu üstlenmeyi öğretmeliyiz.
Bunlar hiçbir sınavda doğrudan soru olarak karşılarına çıkmayabilir.
Ama hayat boyunca karşılarına çıkacaktır.
Nasıl bir nesil istiyoruz?
Belki de eğitim tartışmalarının merkezine artık şu soruyu koymanın zamanı gelmiştir:
Biz nasıl insanlar yetiştirmek istiyoruz?
Sadece yüksek puan alan mı?
Sadece iyi para kazanan mı?
Sadece iyi bir kariyer yapan mı?
Yoksa bilgili olduğu kadar vicdanlı, başarılı olduğu kadar mütevazı, güçlü olduğu kadar adaletli, kendi hakkını savunduğu kadar başkasının hakkına da saygı gösteren insanlar mı?
Ben eğitimin gerçek başarısının ikinci tabloda olduğuna inanıyorum.
Çünkü bir ülkenin geleceğini yalnızca üniversite sınavındaki başarı oranları belirlemez.
O ülkenin insanlarının ahlakı, çalışma kültürü, adalet anlayışı, birbirine duyduğu güven ve ortak yaşam bilinci de belirler.
Çocuklarımızın yalnızca geleceğini değil, karakterini de inşa ediyoruz
Elbette çocuklarımız ders çalışsın.
Elbette sınavlara hazırlansın.
Elbette iyi üniversiteler kazansın ve başarılı meslekler edinsin.
Ama bütün bunları yaparken çok daha değerli bir şeyi kaybetmeyelim: İnsanı.
Bir çocuğun karnesindeki notlar zamanla unutulabilir. Üniversite sınavında yaptığı netlerin kaç olduğunu yıllar sonra kimse hatırlamayabilir.
Fakat dürüstlüğü, merhameti, çalışkanlığı, adalet duygusu ve insanlara bıraktığı iz onunla birlikte yaşamaya devam eder.
Bu nedenle çocuklarımızın önüne yalnızca soru bankaları koymayalım; düşünmeyi de öğretelim.
Yalnızca başarıyı değil, başarının hangi yollarla elde edildiğini de önemseyelim.
Yalnızca “Ne olacaksın?” diye sormayalım.
Bazen de şu soruyu soralım:
“Nasıl bir insan olacaksın?”
Çünkü çocuklarımızı sınava hazırlamak birkaç yıllık bir süreçtir.
Onları hayata hazırlamak ise geleceğimizi inşa etmektir.
Ali Akkoyun
Eğitimci