Her gün saçımızı düzeltmek, yüzümüzü kontrol etmek, kıyafetimize çeki düzen vermek için defalarca aynaya bakıyoruz. Fakat hiç aynaya bakarken kendimize, ‘’Ben nasıl görünüyorum?’’ sorusundan önce ‘’Ben nasıl bir insanım?’’ sorusunu soruyor muyuz?

Aynaya bakmanın gerçek anlamını düşündüren şu söz ne kadar manidardır: “Arada bir aynaya bakmalı insan: ‘Güzel miyim?’ diye değil, ‘İnsan mıyım?’ diye.” Çünkü ayna bize yalnızca suretimizi gösterir. Oysa insanın asıl bakması gereken yer, kalbi, ahlakı, niyeti ve amelleridir. Gerçek muhasebe, aynadaki görüntümüzün ötesine geçip kendi sîretimize, yani karakterimize ve iç dünyamıza bakabildiğimizde başlar.

Sabah hazırlanırken, evden çıkarken veya gün içinde kendimizi kontrol etmek istediğimizde aynaya yöneliriz. Elbette insanın saçına, yüzüne ve kıyafetlerine dikkat etmesi; temiz ve düzenli olması güzeldir. Ancak aynada gördüğümüz yüz kadar, o yüzde anlam kazanan ruhu da görebilmemiz gerekir.

İslam, insanın bedenine ve ruhuna değer vermesini öğütler. Yüce Allah, “Andolsun, biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (Tîn, 95/4) ayetiyle insanın yaratılışındaki güzelliği hatırlatır. Bu sebeple insan aynaya baktığında yalnızca yüzünü değil, Allah’ın kudret ve sanatının bir tecellisini de görmelidir. Gören gözlerimiz, konuşan dilimiz, düşünen zihnimiz, akleden kalbimiz ve bize verilen sayısız nimet, üzerinde tefekkür edilmesi gereken büyük lütuflardır.

Resûlullah (s.a.s.), aynaya baktığında şöyle dua ederdi: “Allah’ım! Yaratılışımı güzel kıldığın gibi ahlâkımı da güzelleştir.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, VI, 68) Bu dua, insanın yalnızca yaratılış güzelliğini değil, ahlak güzelliğini de önemsemesi gerektiğini hatırlatır.

Nitekim Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah sizin dış görünüşünüze ve mallarınıza bakmaz. Fakat O, sizin kalplerinize ve amellerinize bakar.” (Müslim, Birr, 34) Bu hadis, insanın Allah katındaki değerinin sahip olduğu imkânlarla veya dış görünüşüyle değil; samimiyeti, ihlâsı ve güzel amelleriyle ölçüldüğünü bildirir. Kur’ân-ı Kerîm’de üstünlüğün takva da olduğunu ifade etmiştir: “Şüphesiz Allah katında sizin en üstün olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” (Hucurât, 49/13)

Ayna insana faniliğini hatırlatan sessiz bir öğretmendir. Yıllar geçtikçe yüzde çizgiler belirir, saçlara aklar düşer, gençlik yerini olgunluğa bırakır. İnsan aynaya baktığında zamanın durmadan ilerlediğini fark eder. Bu farkındalık, dünya hayatının geçiciliğini anlamaya vesile olmalıdır. Çünkü kalıcı olan yüzümüzdeki güzellik değil; gönüllerde bıraktığımız güzel izler ve Rabbimizin huzuruna götüreceğimiz salih amellerdir.

Günümüzde dış görünüşe verilen önem giderek artarken, insanın iç dünyası ise ihmal edilebilmektedir. İnsan, dışını güzelleştirmeye çalışırken çoğu zaman kalbini ihmal etmekte; bu durum manevi değerlerin zamanla zayıflamasına neden olabilmektedir.

İşte bu noktada dinimiz, temiz ve düzenli olmayı teşvik ederken asıl değerin güzel ahlak ve kulluk bilinci olduğunu hatırlatır. Ayna, yüzümüzdeki eksikleri gösterdiği gibi, tefekkür eden insan için kalbin eksiklerini de fark ettirir. Nasıl ki kirli bir ayna görüntüyü doğru yansıtamazsa, manevi kirlerle kaplanmış bir kalp de hakikati gör(e)mez. Bu yüzden insan zaman zaman kendi içine dönmeli ve kendisiyle yüzleşmelidir.

Aynaya her baktığımızda kendimize şu soruları sormalıyız:

Yüzümü temizlediğim kadar kalbimi de temizleyebiliyor muyum?

Dış görünüşümü düzeltmeye verdiğim önem kadar davranışlarımı düzeltmeye de gayret ediyor muyum?

İnsanların beğenisini kazanmaya çalıştığım kadar Allah’ın rızasını kazanmaya da çalışıyor muyum?

Eğer kalbimizin hâlini gösteren bir ayna olsaydı, kendimize bakmaya cesaret edebilir miydik? İçimizde sakladığımız niyetleri, eksikleri ve hataları görebilseydik, kendimizi değiştirmek için ne kadar çaba gösterirdik?

Bu sorular insanı gerçek bir muhasebeye davet eder. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de, ‘’... Herkes yarın için ne hazırladığına baksın.’’ (Haşr, 59/18) buyrularak mümin, sürekli nefis muhasebesine davet edilmektedir.

Vicdan ruhumuzun aynasıdır. İnsan, sadece kendi eksiklerini görmekle yetinmemeli; çevresindekiler için de güzel bir örnek olmalıdır. Efendimiz’in “Mümin, müminin aynasıdır.” (Ebû Dâvûd, Edeb, 49) buyruğu, müminlerin birbirlerine sevgi ve samimiyetle rehberlik etmeleri gerektiğini ifade eder.

Bu aynalık, kusur aramak anlamına gelmez. Asıl amaç, birbirimizi kırmadan iyiliğe yönlendirmek ve güzellikleri çoğaltmaktır. Kültürümüzdeki “El elin aynasıdır.” sözü de insanın kendisini çoğu zaman başkalarıyla olan ilişkileri sayesinde tanıdığını anlatır.

Sonuç olarak ayna, yalnızca dış görünüşümüzü kontrol ettiğimiz bir araç değil; kendimizi tanımak ve Rabbimizi hatırlamak için de önemli bir fırsattır. Her aynaya bakışımızda yüzümüzle birlikte kalbimize de bakabilmeliyiz. Çünkü insanı değerli kılan, aynada görünen yüzü değil; imanıyla, ihlasıyla, güzel ahlakıyla ve salih amelleriyle ortaya koyduğu anlamdır.

Bir dahaki sefere aynaya baktığımızda yalnızca yüzümüze değil, vicdanımıza da bakmayı başarabilirsek, belki de gerçek değişim o gün başlayacaktır.

Rabbimiz, aynaya her baktığımızda yalnızca suretimizi değil, kalbimizi de görebilmeyi; yüzümüzü güzelleştirdiğimiz kadar ahlakımızı da güzelleştirmeyi ve rızana uygun bir hayat yaşamayı bizlere nasip eyle. Âmin.