Ülkemizde son yıllarda sayısı artan şüpheli asker ölümlerine son zamanlarda Mazlum Aksu’nun ölümü de katıldı. Ailesi (Mecnun Aksu) tarafından yazılan bir mektup e-maille bana gönderildi. Herhangi bir yorum yapmadan(mektup uzun olduğundan) mektubun önemli bölümlerini aşağıda sunuyorum:
Merhabalar, oğlumuz askeriyede şüpheli bir şekilde ölmüştür. Bu konu hakkında hassasiyetinizi biliyor ve bize destek sunacağınızı ümit ediyoruz. Biz Mazlum Aksu’nun ailesi olarak 1993’te zorunlu göçle köyümüzü terk etmeye zorlandık. Ölüm tehditlerinin sonucunda köyümüzü boşalttık ve göç etmek zorunda kaldık. 3 yıl boyunca hayat şartlarının çok kötü olduğu çadırlarda yaşamak zorunda kaldık, tarım işleri yaptık. Çadır hayatımız boyunca ırkçılık ve ayrımcılıktan çok zarar gördük, baskı altındaydık. Sonunda Gebze’ye taşındık. (…)Daha 20 yaşında bir genç, Emek Partisi Darıca ilçe yöneticisi olan Mazlum Aksu, terhisine 5 ay kala izinden döneli daha 1 ay bile olmadan askerde intihar süsü verilerek öldürülmüş, katledilmiştir. Mazlum 4 ay önce karakollarına psikolojisi bozuk bir askerin sürgüne geldiğini ve haberlerin izlenmesi sırasında Kürt meselesine dair tartışmanın çıktığını ve o askerin mazluma "hepiniz teröristsiniz, bu memleket bizim" gibi ırkçı söylemlerde bulunduğunu söylemişti. Ardından Mazlum ve arkadaşları olayı karakol komutanı izah ederek ırkçılık yapan genci şikâyet etmişlerdir. Fakat olayın hemen ertesinde komutan mazlum ve arkadaşlarının söylemlerinin tam tersine hareket ederek ırkçılık yapan genci kollamış askerlerin ve Mazlum’un tanımlamasıyla sağ kolu gibi yapmıştır. Mazlum izne geldiğinde karakol komutanının kendisine hangi örgüte bağlısın gibi sorularla sürekli rahatsız ettiğini söylüyordu. Mazlum ölmeden 25 gün önce biz ailesi ve arkadaşlarıyla beraberdi çok neşeli ve mutluydu. Ailesi ve arkadaşları olarak çok güzel zamanlar geçirmiştik. Ölümünden 1 gün önce babasıyla telefonda konuşmuştu ve çok iyiydi. Hiçbir problemi yoktu ve onu üzecek, intihara sürükleyebilecek herhangi bir sıkıntısı da yoktu. Geleceği, işi, arkadaşları ve gezip görmek istediği yerler ile ilgili planları vardı. Hatta ölümünden 2 hafta önce, göç ettiğimizden beri hiç göremediği ve çok özlediği memleketi Mardin’e gitmiş, tanımadığı akrabalarını kuzenlerini görmüş ve tarihi yerleri gezmişti. Askeriye Mazlum’un intihar ettiğini öne sürmesine rağmen, bunun doğru olmadığını açıkça gösteren bir sürü işaret vardı. Görüşünü aldığımız psikologlar intihar edecek kişilerin arkasında mektup not geride kalanlara mesaj mahiyetinde olan bir şeyler bırakmaya meyilli olduğunu belirttiler. Mazlum sağ elini kullanan birisiydi ama G-3 gibi 6 kiloluk ve 1 metrelik bir silahla sol şakağından vuruluyor. Karakoldaki görüştüğümüz tüm askerler, komutanlar olayın gerçekleştiği saati tam olarak belirtiyorlar. Olay ne zaman oldu diye sorduğumuzda saat 19.05’te olduğunu söylüyorlar. Oysaki, bu tür olaylarda saati tam olarak belirtmek tüm askerler açısından mümkün değildir. Sadece bir iki asker saati tam olarak hatırlayabilir, ancak diğerleri yaklaşık olarak saatti belirtebilir. Hepsinin birden aynı saat ve dakikayı belirtmesi şüpheyi arttırıyor. Örneğin saat yedi civarı ya da yediyi geçiyordu gibi denebilir. Tüm asker ve komutanlarla görüşmemize rağmen Mazlum’un en yakın iki arkadaşı ile görüştürülmedik.(…)Karakol komutanı “her gün saat 11’de (23.00’de) eve gidiyordum, o gün ise ilk defa saat 17.45’te erken gittim” demesi tesadüf mü? Neden bu tesadüf gerçekleşir ki? 3 gün süresince tüm arkadaşları Mazlum’un problem yaşadığını, problemini hiç kimseyle paylaşmadığını söylediler. Hiç konuşmadığı ve sadece düşündüğü gibi çok ruhi değişim yaşayan biri neden tedavi için hastaneye gönderilmedi? Tüm arkadaşları bu durumu biliyor, çaba sarf ediyor ancak hiçbir şey yapılmıyor. Daha önce nöbette uyuyakaldığı için Mazlum’a 15 gün Disko cezası veren komutan, bu sefer morali bozuk diye 6-8 nöbetine göndermiyor, ancak nöbet değiştirilen birinden neden silah ya da mermiler alınmıyor? Olay yerine ilk gelip gördüğü iddia edilen kişi, bu kadar önemli bir konuda ifadesi alınmadan 24 gün izne çıkartılmıştır. Olayla ilk temas durumunda olan, bilgisi olan ve gördüğü iddia edilen biri ifade için çağrılmıyor ancak karakol komutanı ve birkaç askerin ifadelerine öncelik veriliyor. Askerlerden ilk gören kişi her nasılsa kurşunu nereden yediğini görmüş (hangi kısımdan yaralandığını net olarak tarif etti) ancak bırakalım silahın pozisyonunu, silahın nerede olduğunu görmediğini belirtmiştir. Ki, Mazlum’un hangi pozisyonda olduğunu sadece ilk gören asker değil, en yakın arkadaşı olduğunu belirten asker de bizzat yanımızda nasıl bir pozisyonda olduğunu bize tatbik ederek/göstererek gördüğünü belirtmiştir. Hiçbir askerin silahın nerede olduğunu belirtmemiş olmaları şüpheyi derinleştirmiştir. Ki, Mazlum’un kafasındaki yara aldığı yeri gören ve hatta kanın aktığı yeri tarif eden, ancak G-3 gibi gözden kaçması mümkün olmayan silahı görmemek mümkün müdür? Yukarıda da belirttiğimiz gibi Mazlum’un intihar etmediği, ölümünün kesinlikle şüpheli olduğu açıkça ortadadır. Biz Mazlum’un ailesi olarak intikam kin gibi duygularla hareket etmiyoruz, tersine bu olayın adil bir şekilde çözüme kavuşturulmasını istiyoruz. Bizim çocuğumuz kardeşimiz şüpheli bir şekilde öldürüldü. Ve Türkiye’de buna benzer bine yakın şüpheli ölüm bulunmaktadır. Bizler artık Mazlum’ların ölmemesi için tüm duyarlı insanları, kamuoyunu, ölümlere karşı çıkan vicdan ve merhamet sahibi olan herkesi bu konuda bizlere yardımcı olmalarını istiyoruz, artık yeter diyoruz. Bizim oğlumuz öldü, başkasınınki ölmesin, başkaları bu acıyı yaşamasın.