Tarih yaşlandıkça biz edebiyatı daha iyi yaparız sanırız, değil mi? Çok çok eskiyi yaşanamaz bir dünya olarak belleriz, öyle biliriz. İyi ki de şimdi(lerde) doğduk, o zamanlarda yaşasaydık, dışarıda (sokak demeyeceğim!) ilk karşılaştığımız kişi bizim kellemizi vurur(du) diye düşünürüz. Ben biraz-çok eskilerdeki-edebiyata ve mizaha dönmek istiyorum, hem de bu topraklarda olana! Yunanlılar ve Romalılar hayvan fabllarının doğuşunu (MÖ altıncı yüzyılda Küçük Asya’da-bir söylentiye göre de Trakya’da-yaşamış) Ezop’a bağlardı. Ezop’a bağlanan fablların bir kısmı ondan çok önce-yaklaşık Ezop’tan bin yıl önce-Sümer’de anlatılırdı. Anlayacağınız Sümer ve Sümer’e komşu uygarlıklar-bunun içinde biz de varız!-Avrupalılardan (en az) bin yıl önce daha şakacıdır. Kil tabletlerden yapılan çeviriler bunu kanıtlamıştır. Biz hep belgelerle konuşuruz ya, işte bu işin belgesi var: Avrupalılardan çok daha önce şaka (mizah) yaptık, güldük, düşündürdük. Bilirsiniz ben zaman zaman-çok sevdiğimden olacak!-hayvan fablları anlatırım (bir kısmını da aslında uydururum); daha çok ta tilki hikâyeleri(ni)! En çok ta kurnazlığı hoşuma gider; insanların bu hayvandan alacakları çok dersler vardır(!)
            Sümer’de anlatılmış (yazıtlarda var olan) iki köpek fabl’ı şöyledir: “1.Eşek ırmakta yüzüyormuş, köpek de ona sıkı sıkı tutunmuş şöyle diyormuş: ‘Kıyıya çıkar çıkmaz onu yiyeceğim.’ 2.Köpek bir ziyafete gitmiş, ama orada bulunan kemiklere baktıktan sonra şöyle diyerek uzaklaşmış: ‘Şimdi gideceğim yerde bundan daha çok yiyecek bulurum.’ ” Bu fabllar “açgözlülük”ü ne güzel anlatmış, değil mi ha? Siyasi partilerimiz (şirketler!) vatana-millete hizmetten çok cebi doldurma görevi yapıyor(artık bu cep kimin cebi, bizim mi onların mı, orasını siz bulun! Kimseye ben iftira atmak istemiyorum! Atıyorsanız da siz atın!). Zaten bu işler parasız olsa kimse yapmazdı diye düşünüyorum. Siyasetçilerin akçeli işlerle ilişkileri (tv’ye çıkmaları, gazetelerde boy göstermeleri dâhil!) kesilse, siyasetin-nüfuz dâhil-hiçbir kâr getirici yönü olmasa-yani evrak memuru tipi bir angarya iş olsa-bu mesleği(!) kimse yapmazdı! Mevcut olanda-hiç çıkar gözetilmese bile-(siyasetçinin yaptığı) reklamdan bile nemalanılıyor. Ama açgözlülük var ya-Sümer’deki anlatıcılar dahi fark etmiş!-insanın düşüncelerini nasıl değiştirir! AKP, CHP, MHP, BDP il başkanları-bu listeye girmeyen siyasi partiler üzülmesin, grubu olan partileri saydım!-lütfen Sümer fabllarını okuyunuz!
            Beni tanıdınız artık: Fablları (hayvan hikâyelerini) çok severim, (anlatmaya) devam edeceğim.(Bakarsınız başka zamanlarda da anlatacağım, bana hiç güven olmaz, söyleyeyim size!) Kimse alınmasın! Sümer fabl ustası “ana sevgisi”ni yine bir köpek hikâyesinde anlatmış: “ Dişi köpek gururla şöyle dedi: ‘(Eniklerim) ister açık kahve renkli, ister benekli olsunlar, yavrularımı severim.’ ” İster beyaz, ister sarı, ister siyah, bütün insanlar eşittir! İster çocuk, ister kadın, ister erkek; herkes eşittir ve saygındır! Türk, Kürt, Rum, Fransız, Arap, Fars; tüm ırklar eşittir. Kimsenin kimseden farkı ve üstünlüğü yoktur, tüm hukuk sistemlerinin ve kutsal dinlerin söylemi değil midir? Irk, cinsiyet, din, dil, mezhep ayırımı yapmak evrenle (kozmosla) çelişi(yo)r. Dünyayı en güzel yapmak esastır. Daha güzel ve en güzel yaşamı kurabilmek gerekir. Bu insanlarca uygulanmayan-sözde kalan eşitliğe-inandık mı Allah aşkına? Irkçılığı kimse yapmıyor, değil mi(?!) Sümer’de bile yazar bunu söylüyor: Rengi ne olursa olsun-ister açık kahverengi, ister benekli-ana köpek yavrusunu aynı sever! Sümer’deki köpek bunu söylüyor! Daha ne söylememi istersiniz?
Ben hayvan hikâyelerinin “kurnaz adam” düzeninde yönetenlerce öğüt ve talimat olarak değerlendirildiğini düşünüyorum. Kurnaz adam, Yönetici(siyasetçi)+Rahip(din adamı)+Komutan(asker) iktidarında tilki, kurt, kartal, aslan figürlerini kendine seçer. Yasaları, kuralları, talimatları hep bu hikâyelerin kahramanlarına aittir. Tahakküm ve egemenliğini bu kurnazlıkla ve zorbalıkla sürdürmeye çalışır. Çarıksızlara-ezilenlere (yönetilenlere) de hep kuş, fare, karınca figürleri verilir. Kurnaz adam-öyle anlaşılıyor ki-zavallı hayvanın kötü koşullarını iyi bilir. Yazdığı ve yazdırdığı tüm hikâyeler “kurnaz adam düzeni”nin sürmesi uğrunadır. Düzeni tutturunca da-zevkten!-dansın en kral figürlerini “Ezopika’dan Politika’ya ça ça ça!” müziği eşliğinde yapar.