Mardin Büyükşehir Belediye Başkan adayıyla Röportaj

Hüdapar Mardin Büyükşehir Belediye Başkan adayı Mahmut Kılınç: KARDEŞ KAVGASININ GALİBİ OLMAZ, HER İKİ TARAFTA MAĞLUPTUR

 Mardin Büyükşehir Belediye Başkan adayıyla Röportaj

“Biz Mardin Time ekibi olarak, 30 Mart tarihinde yapılacak olan yerel seçimleri her kim kazanacaksa, bütün Mardin halklarına eşit ve adil bir şekilde hizmette bulunacak bir belediyecilik anlayışını talep ediyoruz.

 Yani doğasıyla, trafiğiyle, mimarisiyle, sporuyla, kültürüyle, sanatıyla, engellisiyle, göçmeniyle, kadınıyla, genciyle, çocuğuyla, ötekisiyle, azınlığıyla, çoğunluğuyla, demokrasisiyle güzel bir şehirde yaşamak istediğimizi dile getiriyoruz…”

 

                                              *                        *                                 *

 

 Mardin Time ekibi olarak periyodik aralıklarla çıkardığımız dergimizin yeni sayısında tüm artı ve eksi yönleriyle BÜYÜK ŞEHİR dosyasının ve büyük şehir belediye başkan adaylarının söyleşileri olsun istedik. Bütün büyük şehir belediye başkan adaylarına “derdiniz nedir?”  sorusu üzerinden gelişecek bir röportaj yapmak ve her bir adayla yapılan röportajın aynı sayıda çıkmasını amaçladık… Siz değerli okurlarımız da böylece bütün adayların neyi yapıp, neyi yapamayacak durumda olduklarını kendi ifadelerinden yola çıkarak tahlil edebilirdiniz… Maksadımız buydu…  Her adayın tahayyülünde bir şehir vardı ve bizi nasıl bir şehir bekliyordu bunu bilmek hepimizin hakkıydı. . Bu, bilbord afişlerine sığdırılan bir slogandan ve yüksek sesle çalınan seçim şarkılarından çok daha öte bir şeydir.

Ancak HÜDAPAR Mardin büyük şehir belediye başkan adayı Sayın Mahmut Kılıç dışında bu teklifimize diğer adayların sıcak bakmadığını sizlerle paylaşmakta bir sakınca görmüyoruz.

Aklımızın ermediği siyaseti bir kenara bırakıp, sizleri röportajımızla baş başa bırakıyoruz.

*                                        *                                        *

 Derdiniz nedir?

Biz partimizi kurmadan önce, birçok derneği ve vakfı olan bir sivil toplum örgütlenmesiydik.

Sosyal çalışmalarımızı ve dini hizmetlerimizi bu kurumlarımız aracılığıyla yapıyorduk. Ancak savunmamıza bile gerek duyulmadan kapatılan birçok derneğimiz oldu. Gerekçeleri Kutlu doğum haftası organizasyonu yapmak, Filistin’de ölen insanlar için gıyabi cenaze namazları kılmak, yardımlaşma etkinlikleri düzenlemek gibi faaliyetimizi birer kapatma gerekçesi olarak gösterdiler. Kapatılan derneklerimizden sonra kendimize belirleyeceğimiz yol haritamız için birçok kesimden görüşler aldık ve nihayetinde Hür-dava adıyla bir partileşme sürecimiz başladı. Tüm yurt genelinde örgütleşmeye yönelik çalışmalarımız devam ediyor. Biz kendimizi bir Türkiye partisi olarak tanımlıyoruz, her ne kadar çıkış kaynağımız bölgemizi işaret etse de, bizlerle birlikte olan başka dilden ve kültürden insanlar da var…

Kanunların dışına çıkmadan, yasal olan yollarla siyasi mücadelemizi yürüteceğiz.

 Biz islamın kurallarını ve hakkın bize emrettiğini uygulamak için, İslami değerlerimizden feyiz alarak bir tüzük oluşturduk. Biz peygamber efendimizin buyurduğu gibi ulemaların ve idarecilerin inanç ve ahlak sahibi oldukları sürece toplumu feraha ulaştıracaklarını düşünmekteyiz. Bundan dolayı programımızı İslami bir gelenek üzerinden tesis ederek, idareciliğimizi bu esaslar üzerinden yürüteceğiz. Günümüzün buna büyük ölçüde ihtiyaç duyduğunu düşündüğümüz için ilk adımızı attık.

 

Büyükşehir belediye başkanı adaylığınızın Hüdapar’dan olmasının nedenlerini öğrenebilir miyiz?

 

Biz yıllarca mazlum edilmiş halkımızın hizmetten büyük ölçüde mahrum bırakıldığını söylüyoruz. Ve bu hizmet ihtiyacını ancak bu bölgedeki insanlara karşı sevgisi ve hassasiyeti olan insanların verebileceğini düşünüyoruz. Biz daha önce siyasete karşı mesafeliydik, Ak parti gibi icraatları ve hizmetleri hoşumuza giden bir partiye de zamanında oy vermişliğimiz de vardır. Fakat ilerleyen zamanla birlikte bir partileşme sürecimiz başladı ve siyasi alanda yapacağımız çalışmalar da siyasetin açık, daha hesap verebilir, daha saydam olması gerektiğine inandık. Ve bundan ötürü HüdaPar’la siyaseti daha şeffaf kılmayı amaçladık.  Hak noktasında bizim yanlışımızı, eksiğimizi, kusurumuzu yüzümüze söylemeyecek olan insanlara da vebalimiz boynunuzda olur deyip, hizmet meydanına ilk adımlarımızı böylece attık. Kimseyi toptan yanlış, toptan doğru diye de yargılamıyoruz. Bize göre BDP’nin ve CHP’nin de takdir edebileceğimiz çalışmaları vardır. Biz herkesle hukukumuzu topluma ve insana yararlı olabildiği ölçüde kuruyoruz.  Bir insanın, bir idarecinin Allah’tan korkması, kuldan utanması, başkasının hakkını gasp etmemesi bizlerin temel prensibini oluşturmaktadır.

 

Partinizin bir algısı, bir fikri, sahip olduğu değer yargıları ve bir dünya görüşü var.

İslami bir gelenekten geliyorsunuz, topluma ve bireye yaklaşımın biçimini de sanırız bu geleneğin disiplinleri tayin edecek.  Bu referanslarla hareket edeceğiniz Mardin bölgemizin yapısına baktığınız zaman, envai çeşitten insanın, kesimin, ideolojinin, mezhebin, dinin ve kültürün olduğunu görüyoruz. Homojen olmayan bu bölgede yapacağınız siyasetin, kullanacağınız dilin,  vereceğiniz hizmetin yelpazesi acaba tüm bu unsurları içine alabilecek genişlikte midir? Kimseleri ötekileştirmeden, mağdur etmeden, baskılamadan, herkesi kapsayacak ölçü de bir demokrasi kültürünü nasıl inşa edeceğinizi merak etmekteyiz?

 

Parti programımızda belirttiğimiz gibi, gayrimüslim vatandaşlarımızın da hakkını ve hukukunu da muhafaza edeceğiz.  Bu İslam adaletinin teminatı altındadır. Hatta biz bu insanların ihtiyaçlarını dile getirebilecekleri, kendilerini ifade edecekleri şekilde parlamentoda bir yer sahibi olmalarından da yanayız. Eğer Süryani, yezidi vatandaşlarımızın kiliselere ve ibadethanelere ihtiyacı varsa, bunun inşası için çalışmaktan ve mücadele etmekten kaçınmayız. Faşizmin dünyada iflas ettiği bir çağda, herkesin bizim gibi düşünmesini şiddetle ve baskıyla sağlamamız mümkün olmadığı gibi, kimsenin mukaddeslerine ve hassasiyetlerine de karşıt olmayacağız. Herkesin dilediği şekilde yaşamakta hür olmasını savunduğumuz gibi, bu hürriyete de hürmet gösterilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Bir hekim nasıl ki kendisine gelen bir hastaya tedavi ve reçete vermek zorundaysa, senin derdinin bende bir dermanı yoktur diyemiyorsa, dememesi gerekiyorsa, bize gelecek olan vatandaşa da hizmet vermemiz o derece zorunlu bir insani görevimizdir. Aynı zamanda bizim dünya görüşümüze de, değerlerimize de saygılı olunmasını beklememiz doğal bir hakkımızdır.  

 

Mardin’in büyük şehir olmasıyla birlikte, kadınlara, turistlere, çocuklara, engellilere, doğaya, yeşil alana, trafiğe, mimariye karşı ne tür yaklaşımlarınız ve projeleriniz olacaktır?

 

Her partinin bir sloganı vardır ve genelde o sloganlar ön plana çıkar, geçen hafta bizim Şanlıurfa belediye başkan adayımıza basın mensubu arkadaşların sorduğu projeleriniz nedir sorusuna şöyle bir yanıt verilmişti. “Yalan konuşmamak, ihanet etmemek

Biz bu mesajı benimsiyoruz. Bizim Mardin bölgesiyle ilgili iki problem karşımıza çıkmaktadır. Birinci problem maddidir, diğer problem ahlakidir. Şuana dek yönetimi elinde bulunduran idareciler bu memleketin ihtiyaç duyduğu ölçüde hizmet verememiş ve bu noktada yetersiz kalmıştır. Yerel idareciler kanunlara bağlı kalarak, gençlerin ahlaki yozlaşmasına karşı önlemler almamışlardır. Bu önlemlerden kastımız, vurmak, kırmak maksatlı değildir. Kafelerin yasal bir şekilde denetlenmesi, içkili yerlerin belli bir saatten sonra açık olmaması yerel idareler tarafından sağlanması gereken düzenlemelerdir. Biz memleketin kasasından hırsızlık yapılmaması durumunda o gelirlerin hem hizmet yapmaya yeteceğini hem de yoksul vatandaşlarımıza yardımlarda bulunmaya yeteceğini düşünmekteyiz. Çılgın projelerden bahsediliyor mesela, bize göre en çılgın proje çalmamaktır.

Biz seçildiğimiz takdir de Allah izin verirse bu memleketi rüşvet vermekten, rüşvet almaktan kurtaracağımız gibi, bu rüşvet çarkının içine de çomak sokacağız. Hatta belediye kapılarımıza “rüşvet alan da veren de melundur” şeklinde tabelalar asacağız. Biz artacak olan gelirlerimizle yoksul vatandaşlarımız için bir yardımlaşma ve dayanışma tesisi oluşturacağız.

Biz özellikle Kızıltepe’de yüzünü örterek, utanıp, sıkılarak, temizlik işçiliği yapan hanım kardeşlerimizin o yüzünü açmaktan yanayız. Belediye bünyesinde kendi ayakları üzerinde durabileceği alanlar sağlayacağız. Biz o insanların yaptıkları işle daha barışık olmasını istiyoruz. Bizim kültürel ve sanatsal alanlarda da çalışmalarımız olacak. Ve daha canlı bir kültür-sanat şehri yapmak istiyoruz Mardin şehrimizi...

 

Size çelme takılmadan yolunuza devam edeceğinizi düşünüyor musunuz?

 

Evet ilerleyeceğiz. Biz her sürecin sancılı geçtiğine inanmaktayız. Bizim sancılarımız da elbette ki belli bir sürece bağlıdır. Biz bölgemizde sadece Hüdapar’ın ve Bdp’nin değil de, daha birçok partinin açılmasından ve çalışmalar yapmasından yanayız. Keşke Kürtlerin ellerinin güçlenmesi için 10 tane parti daha olsaydı… Üç partiden bir partinin iyi olma şansı ile on partiden birinin iyi olması şansını düşündüğümüz zaman, daha çok partinin olması Kürtlerin arasından daha iyi bir siyasetin çıkma şansını arttıracaktır. Hepimizin birbirine tahammül etmesi gerekir. Kemale ermemiz için sizlerden ve vatandaşlarımızdan uyarı beklemekteyiz. Bizim daha doğru olmamız için bu gereklidir.

 

Biz çok “ahlak” kavramı üzerinde durduk, vatandaş soracak; idarenin ve idarecilerin bir etiğe sahip olmasını biz de önemsiyoruz, ancak sizin bunların ötesindeki icraatlarınız neler olacaktır diye?

 

Demirel’in seçimler öncesinde basın mensuplarıyla yaptığı bir görüşmede, seçildiği takdir de herkese iki anahtar vereceğini ve bunun mutlaka altının çizilmesi gerektiğini belirtmişti. Anahtarlardan biri evin diğeri otomobilindi. Seçilmesiyle birlikte, aynı basın mensubunun iki anahtar mevzusunu sormasına karşılık, Demirel’in verdiği yanıt şu olmuştur. “Daha önce altını çizin demiştim, şimdide üstünü çizin diyorum.”

Bizim avukatlarımız, mühendislerimiz, mimarlarımız vardır. Çılgın proje dedikleri şeyleri sıralarsak, vaatler verirsek, daha sonra o projeleri hayata geçirmediğimiz takdir de “bunun üstünü çizelim” deme lüksümüz yoktur. En çılgın projeyi çalmamak olarak değerlendiriyorum. Ben bu memlekette aday olan arkadaşlarımızın yapabilecekse benden daha iyi projeler yapmasını arzu ederim. Bu memleketimiz için çok iyidir. Diğer aday arkadaşlarımız benden daha iyi, benden daha zeki olması da mümkündür. Kendimi bu konuda onlardan üstün bulmuyorum.

Birlikte çalışacağınız ekibi kendi çevrenizden mi oluşturacaksınız, yani akrabalık derecesine mi bakacaksınız yoksa uyum içinde çalışacağınız bir ekibi oluşturup, kente katkı sağlamasını mı dikkate alacaksınız?


Ben bu işin bir ekip çalışmasıyla yapıldığını biliyorum. Biz çalışacağımız insanların ilkeli olmasından yanayız. Rüşvet yemeden, insani ilkeleri benimseyerek çalışacak olan herkese kapımız açık olacaktır. İllaki dindar olması, namaz kılması gerekmemektedir. Bizim ölçütümüz dindarlığı olmayacaktır. Belki de ben de dindar değilimdir, belki de ben kendimi dindar zannediyorumdur. İnsanların iyi, adil, güvenilir ve ilkeli olmaları şekilsel değildir. Allah ile kul arasındaki ilişkilere karışmadan, bir insanın tecrübelerinden, bu memlekete katacağı katkılardan yararlanırız. İnsani ilkeleri kendi içinde muhafaza eden insanlarla çalışacağız. Allah kısmet ederse seçilirsek mevcut kadrolarla ideolojik değil, insani ilkeler çerçevesinde ortaklaştığımız sürece birlikte çalışacağız. Sadece kendi yandaşlarından oluşan bir yapıyla belediyecilik yapmayı uygun görmemekteyiz. Özellikle çalışacağımız insanın ahlaki erdemlerini dikkate alacağız. Torpil ve rant peşinde koşmayacak insanlarla birlikte çalışmaktan biz de memnun olacağız.

 Belediye bünyesinde basın için ayıracağınız bir büronuz olacak mı?

 Biz kazansak da, kaybetsek de basınla birlikte çalışmaya devam edeceğiz. Peygamber efendimizin dediği gibi, danışın ve fikir alışverişi yapın prensibini benimsiyoruz.

Hepinizle danışmamdan daha güzel ne olabilir ki?


Bildiğiniz gibi Kürdistan coğrafyamızda yıllarca kan aktı, akıtıldı, katliamlar oldu ve bölgemiz bir mezbahaya dönüştü. Takdir edersiniz ki mezbahaya dönüşen bir yerde kimsenin “temiz, pak” kalması mümkün olamıyor. Bu sadece müdahil olanlarla sınırlı değildir, seyirci-tanık-şahit olanları da kapsamaktadır.  Savaşın insanı yozlaştıran, kirleten böyle bir gerçekliği vardır. Çok suların aktığı bu köprüde, son zamanlarda medyada kasıtlı bir kışkırtmanın yapıldığını görüyoruz. Bu geçmişte de hepimizin tanık olduğu bir stratejiyi anımsatıyor. Geldiğiniz geleneğin, tarihe ve insanlığa bir özeleştiri yapma yükümlülüğünün olduğunu düşünüyor musunuz? Yakın veya uzak bir zamanda, sevabıyla, günahıyla, yanlışıyla, doğrusuyla, bir şeyleri temize çekmek adına, ya da hesaplaşmak adına, bir muhasebe yapabilecek düzeye ulaşabildik mi? Siz on tane Kürt partisi daha açılsın diye bir dilekte bulunurken, biz Kürtler mevcut iki partimizin şiddet içerikli herhangi bir provokasyona gelmemelerini arzu ederken, sizce Kürt siyasetinde bir normalleşmeyi nasıl sağlayacağız?

 Ben sizin vasıtanızla bunu bölgemize ve tüm kamuoyuna ilan etmek istiyoruz. Bölgemizdeki akil insanlardan, aydınlardan, kanaat önderlerinden, gazetecilerden, tarihçilerden, din adamlarından bir heyet oluşturulmasını talep ediyoruz. Bölgemizde dün ve bugün meydana gelen her şeyi araştırsınlar ve incelesinler. Eğer biz haksızsak, kendimizi eleştireceğiz ve kendimizi feshedeceğiz. Genel başkan yardımcımız Sait Şahin’de çıktığı bir açık oturumda aynı şeyi dile getirdi. Her iki tarafla görüşülmesini talep etti. Davamızın avukatı olan Hüseyin Yılmaz’ın Savunmalar adlı kitabında değindiği gibi yer, zaman, tarih ve şahısları dikkate alarak geçmişte meydana gelen olaylar incelenirse ve bizim değil, başkalarının haksız olduğu ortaya çıkarsa, onları yaptıklarının bir zulüm olduğunu söylemeniz bizim için yeterli olacaktır.

Biz bölgemizde yaşanan olaylar hakkında biz kendi adımıza hesap vermeye hazırız.

Bize saldırıldığı için savunmada kaldık hep, bize gelecek olan ziyanlara yönelik müdafaamızı yaptık. Bize zarar vermeye yönelik saldırıların son bulmasıyla savunma yapmaktan da vazgeçtik. Bugün de gördüğünüz gibi yine bize karşı saldırılar yapılmaktadır ve bizim bu saldırılara verdiğimiz bir karşılık bulunmamaktadır. Herhangi bir ilçeden, bir köyden sıradan bir vatandaşa dahi yaptığımız bir haksızlık varsa, onun da çıkıp bunu dile getirmesine hazırız.

 Bu durumu da göz önünde bulundurarak,  seçim sürecinde yaptığınız ziyaretlerde şuana dek aldığınız olumlu veya olumsuz tepkiler ne ölçüdedir?

 Şuana dek halktan bize karşı olumsuz bir yaklaşım meydana gelmedi. Geçen Kızıltepe’de bir esnaf ziyaretinde birkaç esnaf arkadaş bize karşı tepkili bir yüz ifadesi takındı. Parti arkadaşlarıma dedim ki şuan mesela Ahmet Türk’le karşılaşsam, insani olarak kendisine hürmette kusurum olmayacakken, insanlar neden kendileri gibi olmayanlara bu kadar tepkili oluyor ki… İnsanın insana saygısı bir vazifedir. Bize en olumlu tepkiler Dargeçit ziyaretimizden geldi. Kendilerinden çok memnun kaldık.  Yaptığımız geziler de oyumuzu başka partiye vereceğiz diyenlere, biz oy beklentisiyle değil, bir öneriniz, bir eleştiriniz için, varsa bir hayır duanız için sizleri ziyaret ediyoruz dedik... Ahmet Türk’ün ağabeyi vefat ettiğinde heyet olarak bir taziye ziyareti gerçekleştirdik ve güzel bir sohbetimiz oldu. Vejdi Kahraman’la bir dostane hukukumuz vardır. Seçim dediğimiz şey bizi birbirimizden ayırmamalı. Hepimiz hemşeriyiz. Bu memleket hepimize aittir ve hepimize yetmektedir. Biz partiler arasında ziyaretlerin gerçekleşmesini de isteriz. Halkın yapacağı her seçime hürmet duyacağımız gibi, bizim de bu siyaset meydanında kendimizi ifade etmemizin anlaşılması gerektiğini düşünüyoruz. Kürtlerin artık birbirleriyle çatışmasının doğru olmadığını düşünmekteyiz. Ben BDP’li insanlar arasında da sağduyuya sahip çok insanın olduğunu düşünmekteyim. Bu kardeş kavgasında artık galip de mağluptur bize göre… Biz kendileriyle gireceğimiz her türlü çatışmada kendimizi galip görmeyeceğiz...

Bizi vuranı da galip görmüyoruz. Kimsenin kimseye nereden geldin, nereden çıktın deme hakkı da yoktur… Bu memlekette herkesin kendisini özgürce ifade edeceği bir platformu olmalı. Eğer karşılıklı iyi niyetle adımlar atılırsa biz BDP’li arkadaşlarla da görüşmeyi, seçim bürolarını ziyaret etmeyi de isteriz.  Bayram münasebetiyle böyle bir ziyaret talebimiz kendilerine bildirildiği halde herhangi bir yanıt alamadık. Batıda zıt fikirleri benimsedikleri halde başka partilerin genelde birbirleriyle kavga ettiği görülmüyor… Kürtlerin kendi aralarında kavga etmeleri de bu yönüyle üzücüdür.  Hadisi şerifte geçtiği gibi, bir cemiyetin başkanı ona hizmet edendir. Biz bu millete hizmetkâr olmaya talip olduğumuz için, sırtında vatandaşına un çuvalı taşıyan hazreti Ömer’i örnek alacağız…

“Çözüm süreci” adıyla başlatılan bu süreç hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sayın genel başkanımızın da dediği gibi, biz bu sürece tüm Kürt temsiliyetinin yansıtılmasından yanayız. Sadece bir tarafın muhatap alınması ve sürece müdahil olması sürecin bir ayağını sakat bırakacağı için, her türlü Kürt kesimlerinin bu sürece katılması gerektiğini ve onların da fikirlerinin alınmasını istemekteyiz. Aksi takdir de eksik bir şekilde yürütülecek olan bir çözüm sürecinin çok da sağlıklı bir evrede olmayacağını düşünmekteyiz. Kürtlerin birçok siyasi cenahları vardır, dindar kesimleri vardır. Ve muhatap olarak alınan kesimin tüm Kürtleri temsil etmediği aşikardır. Biz Kürtlerin önce kendi aralarında bir barışa, daha sonra cumhuriyetle bir barışa doğru gitmesinden yanayız. Sistemin Kürtlere dayattığı bunca baskıdan sonra Kürtlerin yorulduğu gerçekliği var. Bu yüzden dindar Kürtlerin de müdahil olduğu ve muhatap alındığı bir çözümün daha zengin olacağına inanmaktayız…

Dindar Kürtlerinde talepleri olacaktır ve onlarında söz söyleme hakları olmalıdır.  


Güncelleme Tarihi: 14 Mart 2014, 00:44

derik47

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER