Polis Yakmak!

 Fatımaları yetiştirmeyen toplumların çocukları, kendi toplumlarını hep rahatsız edecektir.
Fatımanın oğlu Hasan, kan revan içinde, oğullarından birini kaldırır.
—Amcanız Hüseyin’i çağırın bana. 
Gecenin bir vakti Hasan’ın evine gelen Hüseyin, abisini kanlar içinde görünce beyninden vurulmuşa döner:
—Abi, sana ne oldu?
—Hüseyin! Beni zehirlediler, ben gidiyorum.
Hüseyin’in ağzından çıkan ilk söz:
—Bunu sana kim yaptı? Söyle intikamını alayım.
Hasan, kendinden küçük olan kardeşinin elinden tutar:
— Ey Hüseyin! İntikam bizim dedemizin yoluna yakışmaz.
Hasan ve Hüseyinlerin var olması için fatımaların yetişmesi gerekir. Öncelikle belirtmem gerekir ki; inancım gereği bırakın bir insanın öldürülmesine, tırnağına dahi zarar verilmesine karşıyım. Ama bazı gerçekleri de görmek ve söylemek gerekir.
Protesto bir hak olduğu gibi bildiğim kadarıyla protestonun da bir hukuku vardır. Coğrafyamızda protestocuların ellerinde sadece karanfil veya gül yok maalesef. Aile içi şiddetten bahsediliyorsa bu coğrafyada, bırakın polisi, jandarmayı günümüz idarecilerinin de bu ailelerden geldiğini ve şiddete maruz kalmak suretiyle şiddetle büyüdüğü gerçeğini de göz ardı etmemek gerekir. Aile içi şiddeti yaşayarak ve sorunlarına şiddet ile çözüm arayan bir toplumda büyümek! 
Şiddetle büyüyen ve ıslah edilmeyen bireylerden ne beklenebilir ki? Şiddetle büyüyen bireylerden oluşan bir toplumda, bireyi cezalandırmakla nereye kadar! Polis yakan/öldüren protestocular, polis kurşunuyla ölen protestocu veya yoldan gecen bir yurttaş. Çocuk kaçırmaları, çocuk tecavüzleri, canlı canlı insan yakmalar vs... Görevini kendi hırs, çıkar, arzu ve ihtirası için kötüye kullanan yöneticiler ve bunlara göz yuman idareciler. Hangi birini cezalandıracaksınız ve cezalandırarak bu suçlardan hangi birisini önleyeceksiniz! Böyle giderse bireysel cezalar yetersiz kalacak ve toplumsal cezalandırmalara gidilmesi gerekecektir. Zira suçlu birey üreten bir toplum olmuşuz! Suçluyu değil, suçu ortadan kaldıracak tedbir, eğitim ve yasalar oluşturmak gerekir. Bizler sebeplerden çok sonuca bakan bir toplum olmuşuz. Sebepler ortadan kaldırılmadan sonuçlarla uğraşmak, abesle iştigalden öteye gitmeyecektir.
Vatandaşını öldüren polisi savunacak değilim, zinhar yanlış anlaşılmasın. Yarın ben de gözaltına alınabilir bu polislerden kötü muamele görebilir veya ölümle neticelenen böylesi bir elim vakıanın içinde de kalabilirim. Ama bu da; bu gerçeği değiştirmeyecek. Şuan yapmaya çalıştığım birilerini savunmak değil, toplumsal bir algıdan ötürü oluşmuş bir vaka’yı anımsatmak ve sinekle mücadele yerine; bataklığı işaret etmektir.
Anlamadığım şey: Bu ülkede hem güvenliğinizden bahsedeceksiniz hem de ak-kara demeden bir bütün polisi suçlayacaksınız! Gerçekleşen olaylarda polislerden veya zarar gören halktan herhangi birisinin önceden birbirleriyle bir kan davası var mı ki! Peki, kendileri de bu halkın çocukları olan polisi yakmak veya öldürmek suç değil mi?
İşin en kolayı polisi yakmak veya cezalandırmak olacaktır. Bunu yapan polis cezalandırıldı, ya sonra… Bir protesto ve bir polis daha… Bir protesto ve bir polis daha… Sonuç!
Var olan bir sorunu istismar etmeden çözme niyetiniz varsa, ajitasyonu bir kenara bırakarak müdahil olmak gerekir. İslami hukuk anlayışına göre; “Bir suça sebep olan da fail kadar suçludur”. Buradan hareketle “Eğer sekerek de olsa bir polisin silahından çıkan bir kurşun ile hiç günahı olmayan bir insan ölüyorsa,  o polis kadar buna sebep olanlar da suçlu sayılmalıdır. Hiçbir polis durduk yere vatandaşa ateş etmez demiyorum, o çok ayrı bir meseledir. Benim bahse konu ettiğim: Şayet protesto bahanesiyle halkın malına zarar veriliyorsa veya benzeri taşkınlıklar yapılıyorsa ve bundan ötürü savunma amaçlı havaya açılan ateşten bir kurşununun sekmesiyle vurulan bir vatandaş varsa, bunun vebali o polis kadar bu protestoculardan da sorulmalıdır.
Şayet çocuğunuz "size iğne batırırsa", tavrınız ne olacaktır. Vicdanen ilk ani refleksinizi düşünün! Aile facialarını/katliamlarını hatırlayın: Çocuğunu kesen baba, karısını deşen koca, kocasını boğan kadın vs... Şayet sorunları şiddet ile çözmek bireysel olmaktan çıkıp toplumsal bir algı olmuşsa buna sosyolojik açıdan yaklaşmak gerekir. Evet, bu şiddet sarmalını ve bataklığını kurutmak için toplumun bir bütün olarak kendine çeki düzen vermesi gerekir. Bu da peygamberimizin dediği üzere “umera/idareci ve ulema/ilim insanlarının” düzelmesiyle mümkün olabilecektir.
Bu iki grubun düzelmesi de kadının düzelmesiyle alakalı olabilir. Zira peygamberimiz: “Cennet annelerin ayakları altındadır.” Buyurmaktadır. Okumuş-bilge, kültürlü, insani ilişkileri almış ve içselleştirmiş, haksız yollara başvurmadan ve başkasının hukukuna tecavüz etmeden bir hak arama metodunun edinilmesi gerektiğini bilen bir annenin dizi dibinde büyüyen bireylerden oluşacak bir toplumu düşünün. Böylesi bireylerden oluşan bir coğrafya cennet olmayacak da ne olacak.
İşte, bu vesileyle kadına ve eğitimine önem vermemiz gerektiğini bir kez daha hatırlatmak ve bir toplum, kadınına verdiği önem ve eğitim nispetinde huzurlu bir yaşam sürdürebileceğini anımsatmak istedim…
 
[ MB. Hedbi ]
 

YORUM EKLE