Osmanlı İmparatorluğunu İçerden Bir Adam Yıktı!

 Osmanlı gibi bir imparatorluğu bir adam yıktı desem kimse inanmaz, biliyorum. Hele içerden bir adam tarafından yıkıldı desem…! Zira “Batılılaşma İhaneti” kitabını okumadan önce birileri bunu bana söyleselerdi, ben de inanmazdım.

 Şimdi bu kitaptan bazı pasajlar paylaşarak yazımıza devam edeceğiz.

 Kitabın önsüzünde şöyle deniliyor: “Namuslu Türk aydınları yakın tarihimize bakarak, Avrupalılaşma, Garplaşma, Medenileşme, Uygarlaşma, Çağdaşlaşma… gibi kelimelerle ifade edilen batılılaşmadan ne beklenildiğini, Türkiye’ye neler getirdiğini, karşılığında nelerimizi yok ettiğini çok iyi bilmelidirler. Yakın tarihimiz araştırıldığında ilk planda göze çarpan, batılılaşma hareketleri üzerindeki açık – gizli yabancı baskısıdır. 1839 Tanzimat ve 1856 Islahat fermanlarında… yabancıların baskısı barizdir. 1839 Tanzimat ve 1856 ıslahat fermanları şüphesiz Osmanlı üniforması giymiş paşalar tarafından okundu. Ancak bu paşaların arkasındaki, emperyalizmin uzun vadeli hesaplarını dikte edenler dikkate alınmazsa hem tarihi hem de günümüzü aydınlatan sonuçlara varmamız imkânsız hale gelir.” Dedikten sonra şöyle devam etmektedir: “Halkımız elbette toplumuna yabancılaşmış aydının maymuncul "medenileşme" tavırlarına karşı çıkacak ve onu kendinden saymayacak, inkâr edecekti.”

 Yazar şöyle devam etmektedir:

“Yağmurlu bir Kasım sabahı ailesi efradıyla helalleşerek Gülhane Hattı Hümayun’u okumaya giden Büyük Reşit Paşa, elindeki padişah fermanını İngiltere’deki elçiliği sırasında, Dış İşleri Bakanı Palmerston tarafından teklif ve telkin edilen ıslahatlarla ilişkilerini (benzerliklerini hatta aynılıklarını demek daha doğru) bilmenin korkusu içinde olsa gerektir. Aynı Reşit Paşa, Batı’nın sömürgeleştirme emellerine en geniş ölçüde hizmet eden 1838 imtiyazını İngilizlere, devleti kurtarma hayalleri içinde vermişti. Yabancılar Türkiye’yi sömürgeleştirmek için her türlü yola başvuruyorlardı. Bu yollardan biri de borçlandırmaydı. İngiliz elçisi Canning’in Batılılarda borç alınmasına ilişkin ıslahat layihası Abdülmecid tarafından reddedilmişti. Namuslu idareciler, başta padişah olmak üzere yabancılardan borç alınmasına karşı direnirken, batılılaşma tarihimizin büyüklerinden Ali Paşa, 50 milyon franklık bir borç antlaşmasını 1855’te gizlice imzalıyordu. Bu antlaşma daha sonraki borçlanmaların, neticede Osmanlı maliyesinin iflasının ve yabancı devletlerin borçlarını tahsil etmek için ülkemizde kurdukları “Düyunu Umumiyenin önsözü oluyordu.

Batılı emperyalistler bu yöndeki açık ve gizli çabalarına yüzyıllar boyu devam ettiler. Önlerinde en önemli engel olarak devletimizin İslam topluluklarıyla bağlarını koruyan müesseseler vardı. Gerçekten, XX. yy başlarında, İslam halifesinin adı, bütün İslam topluluklarının camilerinde okunuyordu. Hicaz demiryolu bütün dünya Müslümanlarının iştirakiyle inşa edilirken, Osmanlıların girdiği bütün savaşlar İslam topluluklarında yankı buluyor, mesela Edirne, Bulgarların elinden geri aldığında dünyanın her tarafındaki Müslümanların kutlama telgrafları başkent İstanbul’a akıyordu. İslam âlemi hürriyet uğrunda baş kaldırmak için hilafet müessesesinin meydana getirdiği manevi birliğe umutla bağlanıyordu. Öyleyse, bütün İslamcı hareketler ve halifelik emperyalizmin gözünde yok edilmesi gereken şeylerdi. Ve emperyalizm bir gün bunu da gerçekleştirecekti(1924). Oysa emperyalizmin ağa babası İngiltere bu gün bile, bütün fonksiyonlarından soymasına rağmen, eski sömürgelerle bağlantı sağladığı için krallık müessesesini korumaya devam etmektedir.”

Bana sorarsanız; Mustafa Reşid paşayı tanımadan, koca Osmanlı imparatorluğunun neden ve nasıl yıkıldığını ya yanlış veya eksik anlarsınız!

"Padişah, Mustafa Reşid paşanın ihanetine kani olur. Mustafa Reşit paşa İngiltere'deyken II. Mahmut idamını emreder. Ancak, yakınları Paşa'ya durumu gizlice bildirirler. Bu yüzden Reşid paşa İstanbul’a geri çağırılmasına rağmen oyalanarak ve hasta olduğunu, tedavi göreceğini bahane ederek dönüşünü geciktirir." (Batılılaşma İhaneti kitabını mutlaka okumalısınız)

Bu olay(lar) cereyan ettiğinde tarih 1839'u gösteriyordu ve biz şuan 2014 tarihindeyiz. Ama detaylı ve derin bir şekilde düşündüğümüzde bugün bile güncelimiz yine aynı!

Bir atasözü vardır; “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı.” Evet, ben de diyorum ki, adam var devlet yıkar, adam vardır devlet kurar. Bu kitabı okuduktan sonra buna inandım.

Sayın Erdoğan’ın Reisi Cumhur olması bu açıdan elbette ki önemlidir…

Ak parti, tümüyle masum bir hareket denilemez elbette. Çünkü Ak partiyi melekler değil, yaratılışı gereği hata yapmaya müsait olan insanlar kurmuştur. Bunu böyle değerlendirmek gerekir. Bu bağlamda yaklaşıldığında; Ak partinin de eleştirilecek yanları elbette ki olacaktır. Ak partiyi sever veya sevmezsiniz o ayrı bir şey. Ama iki bariz örnekle konuya açıklık getirmek gerekirse; Ak parti IMF borçlarını bitirerek ekonomik özgürlük ve bağımsızlık ile beraber yıllardır kardeş kanının dökülmesine sebep teşkil eden sorunları bir bir çözerek, an itibarıyla kardeş kanının dökülmesinin durmasına ön ayak olmuş ve bu bağlamda siyasi risk de alarak tam bağımsız olma yolunda büyük bir başarı sağlamıştır. İslam âleminde yeni bir umut yeşertmesi de unutulmamalıdır.

Borçlandırma ile Osmanlı gibi bir imparatorluğu bağımlı hale getirdikten sonra yıkmayı başaranların uzantılarının her türlü engellemelerine rağmen bunu başarmak; elbette ki küçümsenmemelidir.

{ MB. Hedbi }

YORUM EKLE