banner115

Mezhepçilik Cenderesinden Ümmet Bilincine: Tarihi Bir Eşiğin Eşiğinde

İslam coğrafyası, asırlardır süregelen ve çoğu zaman dış müdahalelerle harlanan mezhep savaşlarının, soğuk çekişmelerin ve karşılıklı güvensizliğin yorgunu. Ancak bugün, tarihin akışında yeni ve ders niteliğinde bir sahneye şahitlik ediyoruz. İran’ın jeopolitik baskılar, ekonomik darboğazlar ve bölgesel krizlerle sınandığı bu zorlu süreçte, Sünni Müslüman dünyasının sergilediği vakur duruş, İslam tarihindeki pek çok kör düğümü çözecek bir anahtar sunuyor.
​Siyasetin Değil, Vicdanın Sesi
​Yıllardır süregelen "Şii Hilali" tartışmaları, Suriye’den Yemen’e kadar uzanan ve çoğu zaman Sünni kitlelerde derin yaralar açan "mezhep yayılmacılığı" politikaları hafızalarda tazeliğini koruyor. Kabul etmek gerekir ki; İran, uzunca bir süre stratejik önceliklerinin merkezine mezhepsel bir tahkimatı yerleştirdi. Ancak bugün gelinen noktada, Sünni Müslümanlar bu geçmişin bagajıyla hareket edip "fırsat bu fırsat" diyerek bir intikam peşine düşmedi. Aksine, Müslüman ferasetiyle, kardeşinin zor anında onu sırtından vurmayı reddetti.
​Bu tavır, sadece bir siyasi manevra değil; mezhepçiliğin İslam dünyasını bölmek için kullanılan bir "truva atı" olduğunun idrak edilmesidir.
​Tahran İçin Öz Eleştiri Vakti
​Şimdi asıl soru şu: İran bu tabloyu nasıl okuyacak? Sünni kardeşlerinden gördüğü bu sükûnetli ve insani yaklaşımı bir "zayıflık" olarak mı görecek, yoksa yüzyıllık bir strateji değişikliğinin miladı olarak mı kabul edecek?
​İran’ın önünde iki yol var:
​Ya mezhep odaklı, katı ve dışlayıcı reflekslerine devam ederek bölgesel izolasyonunu derinleştirecek,
​Ya da Sünni dünyasının bu kucaklayıcı tavrına, kendi rejim kurallarını gerçek İslam’ın o kuşatıcı adalet ve merhametiyle yumuşatarak karşılık verecek.
​Katı Rejimden Gönül Köprülerine
​Gerçek İslam, kutuplaştıran değil birleştirendir. Bir devletin bekası, silahların gölgesinde değil, komşularıyla kurduğu gönül köprülerinde saklıdır. Eğer Tahran yönetimi, Sünni kardeşlerini bir "tehdit" veya "hedef" olarak görmekten vazgeçip, onları stratejik ve manevi birer ortak olarak kabul ederse, İslam dünyasının üzerindeki o kara bulutlar dağılmaya başlayacaktır.
​Sonuç olarak;
Tarih, zor günde kimin kimin yanında durduğunu, kimin hançerini sakladığını unutmaz. Sünni Müslümanlar üzerine düşen olgunluğu göstermiştir. Şimdi sıra İran’ın bu büyük dersten pay almasında. Mezhepçilik fitnesini tarihin çöplüğüne atmak ve "tek bir ümmet" çatısı altında adil bir siyaset gütmek için önümüzde nadir bir fırsat penceresi açılmıştır. Umalım ki bu pencere, daha fazla kan ve gözyaşıyla değil, kardeşliğin serinliğiyle kapansın.

YORUM EKLE