Kafaya Göre Takılmak…!

 

Yazıyı kaleme alırken, yanlış anlaşılmak yâda yazıya verdiğim başlığın yanlış yerleri işaret edebileceği hissiyatı, beni derinden endişelendirdiğini pak bir şekilde ifade edeyim.

Toplumun içinde bulunduğu dilde/lisanda olmama veya kendini ifade etmenin zorlu konjöktörelliğini görünce; içimden geldiği gibi ve kendimi de dinleyerek “yaz” dedim. Zira hatadan arındırılmış, yanlış anlaşılma septiğinden kendini kurtaramamış bir sözü söyleme niyetinde olan insanoğlu; ya ağzını açmamalı veya kalemini oynatmaya kalkışmamalı diyorum.

Evet, İngilizler “kafaya göre takılmak” deyimini (kalıbını) “Do your thing”  cümlesi ile dile getirdiğini “kendi şeyini (işini) yap” ve “sadece kendisi ile ilgilen” gibi bir anlam yüklediklerini ve bunu günlük konuşmalarda kullanırken iki yaygın anlamda Başkalarının söylediğine aldırmadan” ya da “başkalarını kafana takmadan kendi istediğini, ilgi duyduğunu yapmak” manasında kullandığını görüyoruz…

***

Yaşadığımız coğrafyanın toplumsal katmanlarında oluşan travmaları, insanların vurdumduymazlıkları, bir katmanda açılan yaranın diğer katmanda yaşayanlar tarafından ya hiç önemsenmediği yâda görmezden gelindiği aşikârdır. Kendilerini rahatsız etmediği hiçbir kusuru, haksızlığı ve yaşam standardını bozmayan hiçbir adaletsizliğe tanık olmayı ret etmektedir.

Ayrıca aynı havayı teneffüs edenlerin telkinine uyarak; kafaya göre takılmayı bir yaşam ilkesi olarak kabul edene ve bu hevese rahatlıkla büründüğüne inandığım bir kitlenin varlığı da gittikçe belirginleşmektedir.

“Kafana göre takılmak” demek; mahallede olup bitenden bihaber olmaktır, yaşadığı sokakta oluşan kaosları görmeden pikniğe gitmektir, komşudan yükselen feryatlara kulağını tıkamaktır, perdelerini çekmektir, hatta bu figanlara kulak kabartanları yoldan çevirmektir, inisiyatif almamaktır. Kamu yaşamını sekteye uğratan taşı kaldırmamaktır. Bencilliği ön plana alarak sosyal yaşamda sadece kendi düzenine ters gitmediği argümanlara saygı duyma alışkanlıklarını kuvvetlendirmektir.

Esasen “takılmak” kelimesi birilerinin söylediği her sözü, bir fiil içinde olduğu her olguyu, yaptığı ve hatta yapabilme becerisi ön görülen her adımı “takılıyorum”  rehavetinin verdiği yarı şarlatanlık ve hokkabazlığın da verdiği cambazlıkla “alaya alma” anlamını taşımakta. Hele takılmayı birde kafana göre yaptın mı?  Çıkar yolların tamamını alabora edileceği, Âdemoğlunun Habil - Kabil mücadelesindeki gibi kardeş kıyımına doğru yol alarak; bütün yolların çıkmaz bir sokağa çıkacağı ihtimaline doğru sürükler. Elbette yazar olmak çıkar yolların tamamını ben bilirim veya bilenlerden biriyim iddiasında değilim. Yalnız çıkar yolu aramak, dertlere ortak olmak adına ve müsebbiplere bağlı olarak kendimi itaatten uzak tutabildiğime inanıyorum. Bu vaziyetten dert yanmadığımı da rahatlıkla deklare edebilirim.

Millet ve ülke olarak son beş yılda ekonomiden tutunda siyasette, 15 Temmuz terör darbesinden tutunda; ulusal ve uluslar arası bir hal alan terör(ist) ile mücadeleye, politikadaki yeni sesler ve kutuplaşmaya kadar tüm sorunlara birey olarak tutumumuz nedir? Yeni nesil olanlara/olaylara nasıl bakıyor? Tasa ve derdi var mıdır?

Aslında tüm mesele vaka ve olguları görüp şahit olduktan sonra problemleri es geçip kafamıza göre mi takılacağız/yaşayacağız? Yoksa milletin tüm meselelerini kafaya mı takacağız?

Sizi bilmem ama ben kafaya taktım…

YORUM EKLE