Martin van Bruinessen ismiyle, eğer hafızam beni yanıltmıyorsa, üniversite öğrenimimin 3.yılında tanışmıştım. İletişim Yayınları’na ait Kürdistan Üzerine Yazılar adlı kitabındaki makalelerle başlayan Bruinessen okumalarımda, Kürt kültürü ve tarihini nerdeyse hiç bilmediğim fark etmiştim. Elbette resmî söylemin bu ‘benzersiz cehaleti’mde, büyük etkisi vardı. Fakat Kürtlük Bilgisi (Kürdoloji) üstünde çalışan sadece Bruinessen değildi. Meselâ, Minorsky, Wadie Jwadieh, Hawar (bir zamanlar ekoldü)’ı yayımlayan Celadet Ali Bedirhan ve İskilipli bir Türk İsmail Beşikçi, Kürdoloji külliyatında, gerçekleştirilmesi güç başarılara imza atmışlardı. Ben ‘hazine’nin varlığından bi-haberdim.

Şunu açık yüreklilikle ifade etmem gerekir ki, Kürdoloji ile, yani Kürtlerin sanat, siyaset, dilbilim ve sosyal örüntüleriyle bir iletişim kurmamda Bruinessen’in faydasının çerçevesini çizmek bile tahayyülümü aşar.

Hollanda’nın Schoonhowen kentinde 1946 yılında doğmuş ve Utrecht Üniversitesi’nde fizik-matematik ve antropoloji-sosyoloji öğrenimi görmüş bir Avrupalının ilgisini, Kürtler nasıl çekmiş;- öyküsü bile çok değerli dersler içeriyor. Kürdolojinin Bahçesinde (Vate Yayınları, İstanbul) European Journal of Turkish Studies’in Martin van Bruinessen’le yapılan ve biyografisine önemli malzeme teşkil edebilecek türden söyleşiyi[1] okurken, yazarın çalışma koşullarının zorluğunu hangi zeka stratejisiyle aştığına hayran kaldım.

Martin van Bruinessen, başlarda, 1975 yılı ve sonrasında, Kürdistan coğrafyasında malzeme toplarken, devletlerin, onun ‘tehlikeli bir Siyonist ajan’ olduğundan kuşkulandıklarını belirtiyor. Sadece devletler mi, haklarında veri topladığı Kürtler bile ona şüpheyle yaklaşıyorlardı. “Yavaş yavaş yeterli olacak kadar Kurmanci konuşmaya başlamıştım. Gerçi bu Kürt sayılmam için yeterli değildi ancak ‘babam buralıydı, ben Avrupa’da büyüdüm.’ dediğimde bana inanılıyordu. Zaten Kürtçe’nin belli bir standardı yoktu ve insanlar Kürt olmayan birisinin Kürtçe konuşabileceğini hayal bile edemiyorlardı. Bu arada kalın bir bıyık bırakmıştım ve bu beni biraz daha bölge insanı gibi gösteriyordu.”[2]

Hollandalının (birçok Avrupalının malul olduğu) maruz kaldığı yalnızlık ve asosyalliğinin giderilmesinde de, Kürtlerin büyük katkıları olmuştur. Bruinessen’i, bu kitaplardan hoşlanan ve fakat insanların içine karışamayan yalnız insanı, aralarında çokça kaldığı Kürtlerin, onun kişisel gelişiminde büyük etkisi görülür. Bakın neler söylüyor:” Sanırım Kürtler beni bir insan yaptı.”

Martin van Bruinessen’e göre, ilk Kürdolog Evliya Çelebidir. Kitaptaki ‘Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde yansıdığı kadarıyla 16. ve 17. Yüzyıllarda Kürdistan’ başlıklı makalesini bu yüzden ilgiyle okudum. Avrupa’daki bir Kürt konferansında sunulmuş bir bildiri olan bu yazının, büyük bir tepkiyle karşılandığına tanık oluyoruz. Bruinessen’a göre, tanınmış milliyetçi bir aydın, onun için, ‘bi navé Kurdolojî, Tirkolojî difiroşin!’ serzenişinde bulunmuştur.

Martin van Bruinessen, yer yer Avrupalı şarkiyatçıların genel zihin haritalarından bir türlü kazınmayan oryantalist klişelere başvursa da, sonuçta Kürdolojinin Bahçesinde’de, çok değerli makale ve söyleşiler bulunmakta.