KALP KRİZİ BÖLGEMİZİN KADERİ Mİ?

Kalbin yeteri kadar oksijen alamayarak ölmesine kalp krizi denir. Kalbimiz, günlük yaptığımız işe göre bazen daha fazla bazen daha az oksijene ihtiyaç duyar. Oksijeni kalbe kendi damarları, yani koroner damarlar taşır. Eğer koroner damarlarda bir tıkanıklık veya daralma söz konusu ise kalp yeteri kadar oksijen alamaz. Beslenemeyen kalp dokusu ölür, işlevini yitirir ve kanı pompalayamaz hale gelir. Sonuç olarak, ölümcül bir tablo olan kalp krizi ortaya çıkar.
 
Dünyada ki tüm ölümler göz önüne alındığında en sık ölüm nedeni olarak kalp ve damar hastalıkları karşımıza çıkar. Ülkemizdeki verilere baktığımızda; Türkiye’de yaklaşık 3 milyon koroner kalp hastası olduğunu görürüz. Türkiye’de her 7 kişiden biri kalp krizi riskiyle karşı karşıyadır. Türkiye’deki toplam koroner kalp hastası sayısı 2.8 milyonken her yıl 170 bin kişi koroner kalp hastalığı nedeniyle hayatını kaybediyor. Türkiye’deki ölümlerin %43 ü koroner kalp hastalığına bağlı olarak gerçekleşiyor.
 
Bu konuda bölgemiz’deki verilere baktığımızda hem ülkemiz hem de dünya ortalamasının üstünde bir yerde bulunduğumuzu görmekteyiz. Sadece son on aylık zaman diliminde Dicle Üniversitesi Kalp Hastanemize  gelen kalp krizi vaka sayısı 1000 geçmektedir. Bu denli ölümcül bir hastalığın bölgemizi’i tehdit etmesi “ Bu bizim kaderimiz mi yoksa bir yerlerde yanlış mı yapıyoruz?” sorusunu akla getirmektedir. Kalp krizine yola açan sebepleri ele aldığımızda bunun sadece kader olmadığını bu durumun ciddi bir bireysel ve toplumsal ihmalin sonucu olduğunu görmekteyiz.
Bölgemizde sigara içiciliğinin sık olması doğru beslenme alışkanlığının olmaması, sosyo-kültürel düzeyin düşük olması, obez bir toplum yapısına sahip olmamız, stresli yaşam koşullarımız, halkımızın hasta olmadıkça doktora gitmemesi, ilgili sağlık kuruluşları-sivil toplum örgütleri ve yerel medyanın halkı yeterli ölçüde bilgilendirmemesi bireysel ve toplumsal ihmalin temel öğeleri arasındadır.
Kardiyoloji uzmanı olarak bu konuda şu tavsiyelerde bulunabiliriz:
-        sigaranın hem aktif hem de pasif içiciliğine son verilmesi
-        Kırmızı et, sakatat, ızgara çeşitleri, yağ ve tuz oranı yüksek beslenme alışkanlığının terk edilmesi
-        Günlük egzersiz yapılması
-        Kilolu kişilerin mutlaka kilo vermesi
-        Kırk yaşını aşmış erkeklerin ve menopoz sonrası kadınların ailelerinde kalp damar hastalığı varsa yıllık kontroller için bir kardiyoloji uzmanına başvurması
-        İlgili kurum-kuruluşların ve yerel medyanın kalp sağlığı konusunda daha duyarlı davranması
 
 
 
Doç.Dr.Faruk Ertaş

YORUM EKLE
YORUMLAR
MEHMET ALİ KARAASLAN
MEHMET ALİ KARAASLAN - 8 yıl Önce

bilgileriniz için teşekürler