Mardin’den İstanbul’a Uzanan Bir Sanat Yolculuğu: Ressam Serdar Karatay
MardinTime: Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Serdar Karatay kimdir?
Serdar Karatay:
Ben Serdar Karatay. 1989 yılında Mardin’in Kızıltepe ilçesinde doğdum. Çocukluğumdan itibaren yaşadığım coğrafyanın kültürü, insanları, hikâyeleri ve özellikle de bu toprakların taşıdığı güçlü hafıza sanat anlayışımın oluşmasında önemli bir rol oynadı.
Görsel sanatlar alanında eğitim aldım ve yıllar içerisinde resim benim için yalnızca bir meslek ya da üretim alanı olmaktan çıktı. İnsanları, kültürleri, yaşanmışlıkları ve duyguları anlatmanın bir yolu haline geldi.
Bugüne kadar dört kişisel sergi gerçekleştirdim. Şu anda kendi atölyemde çalışmalarımı sürdürüyorum. Sanatımı daha geniş kitlelere ulaştırmak ve yeni çalışmalar üretmek amacıyla İstanbul’a taşındım. Burada hem yerel hem de ulusal ölçekte gerçekleştirmeyi planladığım sergiler için hazırlıklarımı sürdürüyorum.
---

MardinTime: Mardin ve Kızıltepe’de doğmuş olmanız sanatınızı nasıl etkiledi?
Serdar Karatay:
Mardin benim için sadece doğduğum şehir değil; sanatımın hafızasıdır.
Bu coğrafyada büyümek, farklı kültürlerin, dillerin, inançların ve yaşam biçimlerinin bir arada var olduğunu görmek, dünyaya bakışımı şekillendirdi. Mardin’in taşında, insanında, kadınlarında, yaşlılarında, çocuklarında ve sokaklarında çok güçlü hikâyeler olduğunu düşünüyorum.
Ben de resimlerimde çoğu zaman gördüğümden çok, hissettiğimi anlatmaya çalışıyorum. Bir yüz benim için sadece bir yüz değil; bir hayatın, bir acının, bir sevincin veya kuşaktan kuşağa aktarılan bir hafızanın taşıyıcısı olabiliyor.
Bu nedenle Mardin ve Mezopotamya kültürü sanatımın önemli kaynaklarından biri.
---

MardinTime: Resimlerinizde özellikle kültür, kadınlar, geleneksel yaşam ve insan hikâyeleri dikkat çekiyor. Sanat felsefenizi nasıl tanımlarsınız?
Serdar Karatay:
Ben sanatın sadece güzel olanı göstermek için yapılması gerektiğine inanmıyorum.
Sanat biraz da unutulmaması gerekeni hatırlatmaktır.
Benim için bir tablo, izleyicinin karşısında sessizce duran bir nesne değil; konuşan, soru soran ve bazen de geçmişten bugüne bir şey taşıyan bir hafızadır.
Özellikle yaşanmış gerçek hikâyelerden besleniyorum. İnsanların hayatlarında bıraktığı izleri, toplumların hafızasını ve kültürlerin zaman içerisinde değişen yüzünü resimlerime taşımaya çalışıyorum.
Bazen bir kadının bakışında bir coğrafyanın hikâyesini, bazen yaşlı bir insanın yüzündeki çizgilerde bir ömrün izlerini, bazen de geleneksel bir kıyafette bir kültürün hafızasını görüyorum.
Benim için resim, görünmeyeni görünür kılma çabasıdır.
---

MardinTime: Kürt kültürünü ve Mezopotamya’yı çalışmalarınıza taşımanız sizin için ne ifade ediyor?
Serdar Karatay:
Kültürümü resmetmek benim için bir tercih olmanın ötesinde, bir hafıza meselesi.
Bir kültürü anlatmak, başka kültürleri dışlamak anlamına gelmez. Tam tersine, insanın kendi hikâyesini anlattıkça başkasının hikâyesini de daha iyi anlayabileceğine inanıyorum.
Kürt kültürü, Mezopotamya ve bu coğrafyanın insanları çok büyük bir sanat ve hikâye arşivine sahip. Ben de bu hikâyelerin bir sanatçı olarak kendi penceremden geleceğe aktarılmasını önemsiyorum.
Resimlerimde geçmiş ile bugün arasında bir bağ kurmaya çalışıyorum.
---

MardinTime: Sosyal medyada zaman zaman sanatınız üzerinden eleştiriler ve tepkilerle karşılaştığınız da görülüyor. Bu durum sizi etkiliyor mu?
Serdar Karatay:
Elbette insan olarak etkileniyorsunuz. Fakat sanat üretirken herkesin sizi aynı şekilde anlamasını bekleyemezsiniz.
Benim için önemli olan, neyi neden yaptığımı bilmek.
Bir sanatçı kendi kültürünü, kendi toplumunu, kendi hikâyelerini anlattığında bundan rahatsız olan insanların olması, o hikâyelerin anlatılmaması gerektiği anlamına gelmez.
Ben kavga etmek yerine üretmeyi tercih ediyorum.
Bugün bana yöneltilen bir eleştiri yarın başka bir insana ulaşacak bir eserin ortaya çıkmasına vesile olabilir. Bu nedenle yoluma devam ediyorum.
---
MardinTime: Sanat yolculuğunuzun yanında çocuk resimleri üzerine de uzun yıllar araştırmalar yaptığınızı biliyoruz. Bu süreç nasıl başladı?
Serdar Karatay:
Çocukların resimleri benim için her zaman çok özel bir alan oldu.
Yaklaşık 10 yıllık eğitim ve araştırma sürecimde çocukların resimlerini anlamaya, onların çizgilerinin ve kullandıkları sembollerin ardındaki dünyayı çözmeye yönelik çalışmalar yaptım.
Çünkü çocuklar çoğu zaman yetişkinler gibi duygularını kelimelerle anlatamıyor. Fakat çizgileri, renkleri, figürleri ve sembolleri aracılığıyla kendilerini ifade edebiliyorlar.
Bu uzun araştırma sürecinin sonunda “Renkler ve Çizgiler: Çocukların Sessiz İfadeleri” adlı kitabımı yazdım.
Kitapta çocuk resimlerini anlamaya yönelik çalışmalarımı, yıllar içerisinde edindiğim gözlemleri ve araştırmalarımı bir araya getirdim.
Ben çocuk resimlerine bakarken yalnızca “Ne çizmiş?” sorusunu sormuyorum. “Bunu neden çizmiş olabilir?”, “Bu çizgi ne anlatıyor?”, “Çocuk kendisini burada nasıl ifade ediyor?” gibi sorular üzerinden düşünmeye çalışıyorum.
Çünkü bazen bir çocuğun söyleyemediği bir şeyi çizdiği resim bize anlatabilir.
---
MardinTime: “Çocukların Sessiz İfadeleri” ismi de oldukça anlamlı. Kitabın temel mesajı nedir?
Serdar Karatay:
Çocukların sessiz olduğunu düşünmüyorum. Aslında çok güçlü bir şekilde konuşuyorlar. Sadece onların dili bizim alıştığımız dil değil.
Bir çocuk bazen bir sayfaya çizdiği küçücük bir figürle, bazen kullandığı tek bir renkle, bazen sürekli tekrar ettiği bir sembolle kendi dünyasından bir şey anlatabilir.
Ben bu kitabı biraz da yetişkinlere “Çocukların dünyasına onların gözünden bakmayı deneyin” demek için yazdım.
Çünkü bir çocuğu anlamanın en önemli yollarından biri, onun kendisini ifade etme biçimine saygı göstermektir.
---
MardinTime: Dört kişisel serginiz oldu. Sergiler sizin için nasıl bir anlam taşıyor?
Serdar Karatay:
Bir tabloyu atölyede üretmek başka, onu insanların karşısına çıkarmak başka bir duygu.
Atölyede eser sizin dünyanızın içerisindedir. Sergide ise artık izleyicinin dünyasına girer.
Dört kişisel sergimin her biri benim için ayrı bir deneyimdi. Her sergide biraz daha kendimi, biraz daha sanat anlayışımı keşfettim.
Bir sanatçının gelişiminin sadece yaptığı eserlerle değil, izleyiciden aldığı tepkilerle de şekillendiğine inanıyorum.
---
MardinTime: Peki neden İstanbul?
Serdar Karatay:
İstanbul’a gelmemin temel nedeni sanatımı daha geniş bir çevreye ulaştırmak ve kendime yeni bir sanat alanı açmak.
Mardin benim köküm, İstanbul ise şu anda önümde açılan yeni bir yol.
Burada farklı sanatçılarla, galerilerle, sanat çevreleriyle ve farklı izleyici kitleleriyle buluşmak istiyorum.
Şu anda önceliğim üretmek. Atölyemde yeni eserler hazırlıyorum ve hem yerel hem de ulusal sergilere yönelik çalışmalarımı sürdürüyorum.
İstanbul’a sadece yaşamak için değil, sanat yolculuğumda yeni bir sayfa açmak için geldim.
---
MardinTime: Bundan sonraki süreçte sizi ve sanatınızı nerelerde göreceğiz?
Serdar Karatay:
Yeni seriler üzerinde çalışıyorum. Özellikle kültür, hafıza, insan ve yaşanmış gerçek hikâyeler üzerine daha derinleşmek istiyorum.
Önümüzdeki dönemde hem İstanbul’da hem de farklı şehirlerde sergiler gerçekleştirmek istiyorum. Aynı zamanda Mardin’le bağımı hiçbir zaman koparmadan, doğduğum coğrafyanın hikâyelerini farklı şehirlerde ve farklı insanlara ulaştırmayı hedefliyorum.
Benim için sanat yolculuğu henüz tamamlanmış bir yol değil. Aksine, her yeni tabloyla yeniden başlayan bir yolculuk.
---
MardinTime: Son olarak Mardinli genç sanatçılara ve sanatla ilgilenen gençlere ne söylemek istersiniz?
Serdar Karatay:
Kendilerini başkalarıyla kıyaslamasınlar.
Sanatta en büyük mesele, başkasına benzemek değil, kendi sesini bulabilmek.
Çok çalışsınlar, okusunlar, araştırsınlar, dünyayı takip etsinler ama kendi topraklarının hikâyelerini de unutmasınlar.
Çünkü insanın dünyaya söyleyebileceği en güçlü sözlerden biri, kendi hikâyesidir.
Ben de bugün hâlâ öğrenmeye, üretmeye ve kendi hikâyemi resim aracılığıyla anlatmaya devam ediyorum.
Mardin’den doğan hikâyelerimin İstanbul’dan dünyaya ulaşmasını istiyorum.
Benim için sanat; geçmişi unutmadan geleceğe bakabilmenin en güzel yollarından biri.