TÜRKİYE DE BAŞKANLIK SİSTEMİ

 

                     Ülkemiz de uzun süredir güncelliğini koruyan “Başkanlık Sistemi” tartışması, gün geçtikçe daha da ciddi bir boyuta varmaktadır. Bu sistem muhtemelen, sayın Başbakan’ın zihninde, sıkça yaptığı ABD ziyaretleriyle netlik kazanmıştır. Fakat unutulmaması gereken önemli bir husus var; bir ülkenin yönetim sistemini değiştirmek, o ülkenin rejimini değiştirmekle eş değer bir sonuca sahiptir. Başkanlık sistemi, ABD gibi istikrarlı ülkelerde olumlu sonuç doğuran bir sistemdir. Bu yüzden “Başkanlık Sistemi” önerilirken sadece ABD’yi model almak oldukça yetersiz bir tutumdur. Nitekim ABD; güçlü, zengin ve ulusal bilinci oldukça gelişmiş bir ülkedir. ABD dünya siyasetine yön veren ve bir nevi diğer dünya ülkelerine abilik yapan bir ülkedir. Böyle bir ülkede istikrar olmazsa olmaz bir unsurdur. ABD asırlık siyasi konjönktürü olan bir ülkedir. Bu şekliyle seçilen her Başkan, bir nevi bir önceki misyonu sürdürmekle mükelleftir. ABD, ulus kavramı çok güçlü olan bir ülkedir. ABD’nin onlarca ulustan oluşan ülkesinde, ırk ayrımına dayanan dar anlamda ulus kavramı yerine;  geniş anlamda ulus kavramı olan ABD vatandaşlığını en üst derecede özümsemiş bir ülkedir. ABD için, ülkenin önemli kararlarını en kısa zamanda almak ve uygulamaya koymak, dünya siyasetinde ki önemli rolü itibariyle hayati bir öneme sahiptir. İşte bu yüzden “Başkanlık Sistemi” ABD gibi bir ülke için en mükemmel yönetim biçimidir.

                        Diğer yandan ülkemize baktığımızda, ABD için saydığımız bu özelliklerin hiç birine sahip olmadığını görmekteyiz. Nitekim ülkemizde halen sesleri gür biçimde çıkan çok sayıda farklı ideolojiler mevcuttur. Ülkemizde halen etnik ve dini temellerde siyaset yapan ve bu yönleriyle halktan önemli derecede destek alan çok sayıda siyasi partimiz mevcuttur. Ülkemiz de, bir dönem yeşil, bir dönem kırmızı diğer dönem siyah renkte olacak başkan adayı yüzdesi oldukça yüksektir. Bunun anlamı, yeşilin imar ettiğini, kırmızı gelince yıkıp, siyah gelince de darmadağın edebileceğidir. Bizim ülkemizde halen halkın ortak çıkarları değil, ideolojilerin hayalperest beklentileri ön plandadır. Başkanlık sistemi, Krallık sisteminden esinlenerek kurulan bir sistemdir, fakat ülkemiz krallıkla yönetilebilecek monopol bir yapıya sahip değildir. Türkiyelilik kavramı ülkemizde halen oturmuş bir kavram değildir, hatta bırakın oturmuşluğu, ülkemizde bu kavram halen sağlıklı bir tartışma zemini bile bulmuş değildir. Ülkemiz halen kültür ve eğitim seviyesi, siyasi görüşü ve sosyal yaşamı ile “gelişmekte olan ülkeler” statüsündedir. Bu haliyle halen, özellikle ekonomik anlamda istikrar arz etmeyen bir ülkenin “Başkanlık Sistemi” ne dönüştürülmesi demek, ülkenin geriye ket vurması anlamına gelecektir. Başkanlık sistemiyle ileri demokrasiye ulaşmakta zorlanan her ülke gibi bizim ülkemizde geriye ket vurarak diktatör rejime doğru değişim arz edecektir. Bunun bir çok örnekleri vardır. Bugün “Başkanlık Sistemi” ile yönetilen Arjantin, Sudan Venezuela, Ekvator, İran gibi ülkeler aynı zamanda diktatör rejimleriyle beraber anılmaktadır.

                           Sayın Başbakan, halkın önemli bir kesiminin kendisine üstün teveccühü sebebiyle “Başkanlık Sistemi”ni önermektedir fakat sayın Başbakan’ın sadece kendi dönemini düşünerek hareket etmesi büyük bir yanılgıya sebep olacaktır. Kendinden sonra oluşabilecek güven sorunlarını da hesaba katmalıdır. Ülkemizde Cumhuriyet’in kurulduğu tarihten bu yana sayın Başbakan kadar kendisine güvenilen siyasetçi neredeyse yok denilecek kadar azdır. Peki halkın büyük çoğunluğunun güven duyduğu başkan adayı bulunamadığı zaman başkanlık sistemi nasıl işleyecek? Farklı siyasi görüşlere sahip başkan adaylarının koltuk değişimi sonrasında yaşanabilecek kaos ortamını kim önleyebilecek? Her şey bir yana ülke ekonomisi bu kaos ortamlarını kaldırabilecek bir kapasiteye sahip midir? Peki Başkanlık Sistemi’nin gereği olan, bir kişinin fikrinin, 550 kişinin fikrinden üstün olması durumunun demokrasiyle bağdaşır yanı nedir? Çoğunlukçu demokrasiden çoğulcu demokrasiye geçilmesi gereken ülkemizde, bir anda diktatörlüğe geçmenin akılla açıklanır tarafı nedir? Sırf gündelik hesaplar için yaşanan akıl tutulmalarının ileride yaratacağı vicdani sorumluluğu şimdiden düşünmek  gerekmez mi? Bugün bazı siyasi partiler sırf siyasi amaçlarına hizmet etmesi için sayın Başbakan’ın “Başkanlık Sistemi” önerisini desteklemektedirler, fakat bu siyasi partilerin de bu yeni sistemin sonuçlarını uzun vadede düşünmeleri gerekmez mi? Her şey bugünden ibaret değildir, geleceğin, bugünden önce düşünülmesi gerekir. Bir “Başkanlık Sistemi” bir ABD etmez, bu gerçeğin unutulmaması gerekir. Bireysel çıkarların halk çıkarlarının önüne geçmeyecek bir siyasi hayata kavuşmak dileğiyle, hayırlı haftalar hepinize…