GİZLİ EMEK:KADIN EMEĞİ

GİZLİ EMEK:KADIN EMEĞİ
 
    Kadın emeğinin, sanayi devrimi öncesi kaba kuvvetle çalıştırıldığı, devrim sonrası kadının makineyle tanışması pek az şeyi değiştirdi.Kadının konumu aynı, değişen teknoloji, değişmeyen zihniyet oldu.Erkek yine tek egemen, söz sahibi ola geldi.Küreselleşen dünya da sömürülen hep kadın, kurban seçilen kadın İran’da, Irak’ta, Afganistan’da....Kapitalist sistemlerde kadının emeği hep gizli ve kapalı bir kutu ola gelmiştir.Kapitalizm öncesi dönemde aile ekonomik hayatın vazgeçilmez unsuru olmuştur.Aile geçimini sağlayan sadece baba değil, tüm aile fertleri idi.Metalaştırılan ve özelleştirilen kadının ev içi emeği, kapitalist girişimciliğin tasavvuru olsa gerek.Giderek toplumda izole edilen kadın, çalışma hayatında yalnızlaştırmaya, sömürülmeye itildiğini söyleyebiliriz.Kadının ev içindeki emeği kapitalizm ile özdeşleştirilip, kadının karekterist özelliğini de insanlık literatürüne kazandırdı.Yeniden üretime hizmet eden kadın, çocukların büyütülmesi, bakımı, eğitimi, mutfak hizmetleri, ailede birleştirici, gerekli zamanlarda psikoterapist ve emniyet subabı olmaya devam etti.Kadının iş gücü piyasasında, tali ve alt kademelere itildiğini görebiliriz.Kadın neredeyse ucuz iş gücü, temiz ve verimli bir malzeme olarak yıllarca kullanıldı ve kullanılmaya devam ediliyor. 
 
        Kadının iş hayatındaki örgütlenmesi muhalefette kalıyor demek yanıltıcı olmaz.Yönetime katılmaları sınırlı, kritik ve geleceklerinin saptanmasında zayıf kaldıkları aşikardır.Çalışacağı ve yapacağı iş önceden belirlenmiş, başka tercih bırakılmamıştır.Krizlerden çabuk etkilenen kadının, işsiz kalması an meselsidir.Düşük ücret, sömürülen bedenler, işgal edilen hayatları, vasıfsız işçiler kadınlar.Kadının ailedeki görevlerine göre çok iş, az ücret, işe alınmada sık denetim, az tercih edilmişlik, kadınların ailedeki konumlarından payını aldığının göstergeleridir.Türkiye’de kadının iş hayatındaki niceliksel azlığı, tarımda yüksek oranda çalıştırılmaları bunun tasdiler derecesindedir.İş yerlerinde düşük statü, alt kademelerde görevlendirmeler, otorite ve denetim ile sıkı takibat gibi her türlü ayrımcılığa maruz kalabiliyorlar.Kadının mal rejiminde tasavvufu yok denecek kadar sınırlı, mirasta pay alsa bile, dağıtım ve maliklik konularında sıkıntıları olduğu aşikardır.Elinden alınan sermayesi, şiddet, korku, hakimiyet, dışlanmışlık olarak geri döner.Mülksüz kadın, kendi emeğini ve ailedeki yerini bile yadırgayacak kadar aşağılanmıştır.  
 
    Cinsiyete dayalı iş bölümünde erkeklerin üst statülere yoğunlaşırken, kadınların tarım ve geri hizmetlerde çalıştırılması elbette insanlığa biçilen değerin reva görülmeyeceği noktasıdır.Köyden kentte göçün doğurduğu olguyla şehirli kadınlar edasıyla hayatlarının rotasyona uğrayacağını beklerken, malum geto yerleşimleriyle daha da kötüleştiğini görmekteyiz.Yine sahne değişik yazılan senaryolar aynı.Ekonomik, siyasal, duygusal ve cinsel ayrımcılık ve etkisini artıran baskı mekanizmaları….Kadına uygulanan ayrımcılığın Cahiliye Döneminden, günümüze kadar devam edilmesi, cinsiyet seçimiyle başlatılan toleransızlık, cinsiyet ayrımcılığı ile devam etmekte.Vasıfsızlaştırılan, okula gönderilmeyen, erken yaşta evlendirilen, anne olma yükü altından ezilme, fiziksel, psikolojik, cinsel şiddet.Ataerkil aile yapısıyla erkek hegomanyası altında yaşamaya mahkum kadınlar.Bağımlı, prangalı ve temel haklarından yoksun yaşaması elbette yadırganıyor.
 
   Modern kapitalist sistemin kadının yerini değiştirdiği açık ama hala da toplumda kadının değersiz, cinsel obje, hiçbir yeri olmadığını çoğu ülkede görmek mümkündür.Kadına uygulanan baskı ve şiddet mekanizmaların, kadının özgür iradesine konulan ambargo, kadının kadın olduğu için yapılan en bariz ihlaldir.
 4230 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun ile pembe tabloları yaratmadığı gibi, beyaz sayfaları da açtığı tartışılır derecededir.Yasanın uygulanmasında hala toplum olarak benimsemeyip, tolere etme doruğuna gelinmediği açıktır.Şiddete uğrayan kadının, şikayet yerine kalıbına çekilme, aile bütünlüğünü korumak amacıyla susma hakkını kullanma kadının vefa ve sadakat duygularının en büyük teminatçısı olduğunun da kanıtıdır.Şiddete uygulayan koca, evden uzaklaştırılır, çocuklarına, eşine şiddeti engellenir.İletişim kurulması engellenip, kadın nafaka isteğinde bulunabilir.Mahkemeler de kocayı uzak kaldığı sürede nafaka ödemesine mahkum edebilir.Yukarıda saydığım bütün bu hakları olduğunu bilmeyip, bilen varsa da aklının ucundan bile geçmiyordur.
      Kadının çocuğun birincil sosyolizasyonunda emeği de büyüktür.Tolumdaki yapı taşlarının önderi ve mimarıdır kadınlar.Çalışan babanın iş yoğunluğu, ekonomik sıkıntıları da hesaba katıldığında, kadının çocuk üzerindeki payının yüksek oranda olduğunu söylemek gerekir.Toplumda bireyleri yetiştiren, kültürünü işselleştiren, emniyet subabı oluşturan, yeniden üretimin en önemli ekonomik işlevi yerine getiren annelerin emeğini unutmak insafsızlıktır.
   Ülkemizde 21.Yüzyıl ile birlikte kadınları ilgilendiren konularda yapılan yasal düzenlemeler, derinleşen kadın hakları gasbını önlememiş, uçurumları yok edememiştir.Şiddet devam etmekte, ayrılmayan kadın ayrılsa da karşılığını fazlasıyla almaktadır.Var olan yasal hakları konusunda bilgi sahibi değildirler.Yasal boşluklar ne kadar doldurulsa da, kadının toplumdaki işgal ettiği yeri bir türlü doldurulmaması doğrusu yadırganıyor.Eğitim sisteminin sorgulanması, genç kızların eğitime kazandırılması için yapılan geçici ve lokal önlemler isabetli olmadığını tablolarını görmekteyiz.
    Kadının ev içindeki emeği de ailenin geçimine katkı olarak kabul edilmiştir.Artı kadının ötekileştirme, ayrımcılığa, yalnızlığa itilme yerine toplumda hak ettiği yerin doldurulmayacak büyük olduğunun işareti olsa gerek.En büyük eğitimin ailede başladığını, annelerin toplumu dizayn ve inşa edecek geleceğimiz olan çocuklarımızın mimarı olduğunu varsayımından yola çıkarak, anneliğin ne kadar ehemmiyetli ve kutsal bir görev olduğunun bilinmesinde fayda vardır.