BEYAZ BAYRAKLAR

Abdullah Öcalan’ın kardeşi (Mehmet Öcalan) İmralı Adası’na gitti ve döndüğünde açlık grevlerinin bitmesi gerektiğini söyledi: “Açlık grevine girenler dışarıdakilerin yapması gereken işi ve sorumluluğu kendi üzerlerine almışlardır. Dışarıdakiler, kendi görev ve sorumluluklarını zaten zor şartlarda olan, hasta olan, dört duvar arasındaki tutsaklara yüklemesinler. Açlık grevi eylem tarzı olarak genel itibariyle doğru bulmamakla birlikte, açlık grevleri yapılacaksa bile içeridekilerin değil dışarısının yapması gerekir. Açlık grevi eylemi çok anlamlıdır. Bu eylem yerini bulmuş ve amacına ulaşmıştır. Hiçbir tereddütte kalmadan, bir an önce açlık grevine son versinler!”  Bunlar Abdullah Öcalan’ın sözleriydi ve açlık grevleri ölüm oruçlarına dönüşmeden bitti. Türkiye derin bir nefes aldı. Bugün artık Kürt sorununa bakışta yeni bir yumuşama belirtileri gözükmeye başladı. Kaybeden yoktu, ne AKP hükümeti ne de açlık grevini yapanlar. Ölümlerin olmaması bana göre bir kazanımdı ve insan hakları konusunda yeni fırsatlara yol açabilecek düşünceler üret(til)ebilirdi. Burada tek bir şart vardır, o da olaylara insani yönden bakabilmektir.
12 Eylül generalleri bembeyaz nevresimler içinde hasta pozlarında mahkeme ekranlarına görüntü verdiler. O iki yaşlı faşistin yargılandıklarına pek kimse inanmıyor. Sanki bir formalite yerine getiriliyor, asla hapse girmeyecek ve asla rezil olmayacaklar. Çünkü olsa olsa en fazla, ev hapsi uygulamasında en kral yaşantılarına devam edeceklerdir. Zaten dünyanın zenginleri sınıflandırılmasında olmalarına karşın mal varlıklarıyla ilgili bir işlem yapılmamıştır. Sanırsınız bu iki yaşlı general (miras yoluyla) aileden gelme bir zenginliğe sahipler. Yaptıkları işkenceleri, zulmü, ölümleri soran yoktu, parayı soran olmazdı zaten. Beyaz nevresimler içinde hasta olduklarına inanamayan tek insan da yoktu nasılsa?
22 Kasım akşamı (saat 20) NTV haber bülteninde Ceylanpınar’da Toprak Mahsulleri Ofisi’nde toplanan Özgür Suriye Ordusuna bağlı paramiliter grupların Serêkaniyê’ye (Resulayn) geçtikleri haberini görüntülü olarak izledim. El Kaide ya da Selefilere ait ve daha çok ta paralı askerler olan bu grupların Türkiye tarafından Suriye’ye gönderilmesi oldukça tehlikeli ve savaş nedenidir. NTV’nin o görüntüler için söylediği rakam dört yüz savaşçıydı. Türkiye bunları oralardaki Kürt gruplarla savaşmaya gönderiyor. Bu oldukça taraflı ve hatalı bir davranıştır. Arapları destekleyip Kürt düşmanlığına oynamak akıldışı ve tuhaf bir karardır. AKP hükümetinin bu davranışı belki de PKK’nin de Kürt savaşçılara yardım amacıyla Suriye’ye geçmelerine neden olacaktır.
Türkiye bu Kürt korkusunu artık atmalıdır. Irak sınırı bugün Kürdistan Federe Bölgesi iledir. Türkiye bugün Irak’tan çok Irak Kürtleri ile dosttur. Baas faşist rejiminin gitmesiyle aynı dostluğun Suriye Kürtleri ile de gerçekleşebileceğini bir kez olsun aklına getirmelidir. Politikanın bir tanımı da algı yönetimi biçimi olduğu yönündedir. Ama aklımızı asla teslim alamayacaklardır.