Yeryüzünde İslamı Anlamak ve Yenilemek

İslam her yerde bir Realite halini alması gereklidir.Aslında bakarsanız İslam bir Realite olduğunu göreceksiniz.
Fakat bu İslam realitenin cehaletin kabuğuyla yer değiştirerek ciddi anlamda tehlikeli bir duruma gelmiş olduğu gözlerden kaçmamaktadır.
Bu yer değiştirmeler sonucunda da İslami Revizyon ne kadar gereklidir, bizler bunun için ne yapmalıyız? Genel olarak, Kuran-ı Kerim ile beraber İslam’ın çağdaş ve yeni yorumlarla beraber güncellenmesi gerekir. Öncelikli olarak;Dinin devletlerin özellikle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tekelinden çıkarılması gerekmektedir.Diyanet Bakanlığından ve kurumların statülerinden değiştirilerek bilim adamlarıyla beraber gerçek İslam alimleriyle ilişkilendirilerek ve üniversite formatlarında organize edilerek akademik komisyonlarla birlikte Kuran-ı Kerim’i takip ederek dinin yeniden yorumlanması gerekir.
Hepimizin de tarihten bildiği gibi Osmanlıdan bu yana siyasal iktidarlarla birlikte din kurumlarını kendi siyasi emellerine alet etmekten vazgeçmemişlerdir. Bireylerin batıdan doğuya ya da doğudan batıya aksıları arasında sıkıştırılaraktan dinsellikle beraber olanlarla olmayanlar arasında yozlaştırılıp özgünlüklerinden sadeliklerinden koparılmış olmalarından tamir edilmesi de şart kılmaktadır.
Avrupa’nın Rönesans’ına katkı sağlayanlardan biri olan İbn-i Rüşd’lerle (Ebu’l Velid Muhammed İbn Ahmed İbn Muhammed İbn Rüşd)(Endülüslü Arap-Felsefeci-Hekim-Fıkıhcı-Matematikçi-Tıpçı) (Fas’ta Öldü) ilerici olan İslam’ı yeniden keşfetmemiz gerekmektedir.
Hristyan olan mezheplerin içinde ortak bir yapı oluşturularak globalleşmeye doğru hızlı bir şekilde gidilirken İslam’ı referans alan Şeytani Orduların “IŞİD” gibi gerici hareketlerin,tarikat ve mezheplerin ortaçağ zihniyetlerini aşarak “ORTADOĞU’YU” karanlığa sürüklemesine seyirci mi kalınmalıdır?
İslam,Emevilerin döneminden başlayarak siyasal bir konum ve çizgi kazanarak ki ne yazık ki hepimizin de bildiği gibi eğitim kurumlarının değişen koşullara ve gelişmelere ayak uydurulmamasıyla birlikte,1600 yılın başlarından itibaren bilimsel alanlarında ki kazanım ve başarılarının hepsi Avrupa’ya kaptırıldı.Bununla gelişerek başta Arap ülkeleri ve Araplar olmak üzere Osmanlının dönemlerin de ciddi bir İslami çalışmalar yapılmadı.Türkiye Cumhuriyeti Ülkesinde,Cumhuriyet dönemlerine gelindiği zaman zarfında din eğitimleri tamamen eğitim alanlarının dışında bırakılarak İslam alimleri ile din adamlarının yetişmeleri tamamen engellenmiştir.Burada eğitim kurumlarında yasaklanan ve lağvedilen İslam’ın,köylü dini halini almasıyla birlikte,Kuran-ı Kerimden birkaç süre bilen insanlara imamlık ve hoca makamlarının verilmesi de toplumu cehalete mahkum edilmesi durumuna gelmiştir.O zamanlar için şunu da diyebiliriz.Sanki İslam öncesi dönemlere geri dönülmüştü.
Lakin;Cumhuriyet Döneminin zaman zarfında İslam dininin çağdaş bir eğitim çerçevesinde işlenilmiş olsaydı ve gerçek bilgili ve İslam dinini iyi bilen aydın din adamları yetiştirilmiş olsaydı,bugünler de başımıza belan olan Şeytan Ordusu IŞİD veyahut ona benzer gerici ve barbar hareketler ortaya çıkmazdı.
Peki Müslümanlar ve İslam neden geri kaldı? Gerçekten İslam’ı ve Müslümanları tamir edecek bir şeyler çıkar mı?
Müslümanlar yüzyıllardır hata üstüne hata yapmaktadırlar.Müslüman alemi yüzyıllardır İslam dinini sadece kendi ibadetlerini baz alarak ele almayı bildiler ve öğrettiler.Halbuki İslam dini, ibadetlerinin yanında sosyolojik bir yapı içerisinde,psikolojik durumlarında ve felsefi yönlerinden de ele alınıp bir kültür haline getirilmiş olsalardı,ne siyasal bir İslamcılık ne de ayrı bir dogmatizm meydana gelirdi.
Yakın zamanlarda hepimizin de bildiği,gördüğü hatta yaşadığı ve Müslüman toplumlarının çoğunun hayatların da yer edinen cemaat kesimlerinin aynı zamanda bazı  politik  siyasi malzemelerin üretmesi için işletildiğinden İslami eleştiriler incelemeler bunun yanında analizler de hiçbir zaman yapılmadı.Yüce Rabbimizin verdiği aklın yerine,kutsiyet çerçevesin de doğa üstü büyük güçlerin egemenlikleri dayatılmaya başlanıldı.Müslüman toplumlarına dayatılan kutsallıkların Kuran-ı Kerim’i ve İslam’ı rafa kaldırmayı başarıyorlar.Kuran-ı Kerim’i rafa kaldırdıkları sonrasında egemen güçler kendilerine göre yorumladıkları İslam dinini dayatarak toplumları idare ediyorlar.
Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed Mustafa (S.A.V) vefatı sonrasında ortaya çıkan ve çıkmakta olan mezhep kurucularının yapmış oldukları yorumların İslam dinini derinden sarsıp ciddi bölünmelere sebep olmuşlardır.Günümüz 21.yüzyıla kadar süren mezhep savaşlarında ortaya atılan yorumların farklı olmasından dolayıdır.Herkesin farklı düşünceleri ve yorumları ortaya çıkmıştır.Hepsinin kafasında farklı şeyler vardı.Birilerinin beyaz dedikleri diğerlerinin siyah diyerekten karşı çıkmışlardır.Müslüman toplumu bu çelişkilerle beraber ciddi bir deprem yaşadı ve toplum İslam dininden uzaklaşarak siyasi erklere alet olmaya başladılar.
Farklı mezheplerin kurucularının kendi zaman ve ortamlarının doğrultusuna göre doğru veya yanlış kararlar verdikleri düşünülebilir,fakat günümüz 21.yüzyılın içerisinde ve zamanında farklı mezhep yorumcularının geçerlilikleri kalmamıştır.Zira günümüz insanların kısmen de olsa eskiye nazaran aydınlanma yoluna girmiştir.Eğitim düzeyinin de eskiye nazaran daha yüksek olması ve analitik bakış açıları ile kendilerine özgü yorum yapabilecekleri bir seviyeye ulaşmış durumdadırlar.
Aslın da İslam üç kaide üzerinden açıklanmamız gerekir.İbn-i Teymiyye(Taqi d-Din Ebu l-Abbas Ahmed İbn Abd as-Salam İbn Abd Allah İbn Teymiyyetu’l-Harrani (Alim ve Düşünür) şöyle diyor; Kuran-ı Kerim’i ve Hadisi okuyanlar ve okuduklarından bir şeyler anlayabilenlerin bir rehbere bir imama ve bir mezhebe ihtiyaçları olmamalıdır.Ama okuması olmayan Müslümanlar için bir imama bir rehbere ihtiyaçları vardır.
Bilgi çağında olan insanlarımızın ve bilginin de çok kolay ulaşıldığı günümüz çerçevesinde Kuran-ı Kerim’i okumakla beraber anlamak ve hüküm çıkarabilmek gerçekten çok kolay olmuştur.Lakin bununla birlikte İslam ibadetlerinde ve inançların da belli bir standartlaşma sorununu meydana getirmiştir.Bununla beraber günümüzde cemaatlerden ve tarikatçı gruplardan geçilmemektedir.İlginçtir ki İslam adı altında olan gelişmelerin Müslüman toplumunu aydınlatmak yerine hem zihnen hem de ekonomik yönden halkı sömürmek için kullanılmaktadır.Özellikle paralel yapıda çıkan Gülen cemaatinin ne kadar tehlikeli olduğunu ve özellikle Kürt bölgelerinde ile şehirlerinde ne kadar büyük bir yapılanma içerisine girdiklerini hepimiz de görmekteyiz.
Hepimizin de farkında olduğu bu tablo karşısında İslam alimlerinin Kuran-ı Kerim’i ve İslami ışığı doğrultusunda nesnel olan araştırmalar yapacaklarına dini kurum ve kuruluşlara büyük bir kutsallık kazandırılarak siyasilerin hizmetkarlığına devam etmektedirler.Görünen o ki,bu yapılanların içerisin de büyük bir rant yatmaktadır.Bunların yanında istisnalarda vardır.Fakat,bunlarda kenara çekildikleri için etkileyici değillerdir.
“Kuran-ı Kerim’in ne Kürtçe ne de Türkçe mealleri okunmaması bunun en büyük sebeplerindendir. Çünkü; Müslüman toplumuna hipnoztik etkinin devam edilmesini isteyen egemen güçler vardır.
Bu sebepledir ki,Arap olmayan Müslüman Ülkelerinin hepsi binlerce yıldır manasını bilmedikleri Kuran-ı Kerim’i okuyorlar.Şunun da öğrenilmesi gerekir ki,Anlaşılamayan iş veyahut söz hedeflerinden uzak kalıp amacına ulaşılmaz.İslam dini fikirsel yönü ile değil,şekli yönleriyle uygulanıp özünü kavramayan ve amaçlarından uzaklaşmış,felsefeyi oluşturmayan hatta davranışların değişimlerini yapamayan bir din haline gelmiş durumdadır.
Bu sebeple İslam dininde tamir etmeler olmalıdır.
İslam dinini,korku faktörlerini kullanılıp dayatıldığı için toplumda bir teslimiyet ve taklitçiliği benimsemişiz.Bizler Müslüman alemi taklitçi olduğu kadar da,taklitçi batılı da olmuşuz.Şuan da aslında Müslümanlar bir bakıma kendi İslam inançların da ve yaşamların da bir kimlik sorununu yaşamaktayız.
Batının Rönesans sonrasında yakaladıkları aydınlanmayı ve akıl çağını Müslüman aleminin yakalayabilmesi için öncelikli olarak bizlerin aydınlanması gerektiği gerçeğinden kaçmamamız lazım.
E.Kant’ın bunun için söylediği çok güzel sözlerini buraya yazmadan olmaz.
“Benim yerime her zaman düşünen bir kitabım,benim vicdanımın yerini tutabilen bir din adamım,benim perhizim ile ilgilenebilen bir doktorum olduğu zaman da,benim de hiçbir zahmete katlanmama gerek kalmaz…” der.Bunlarla beraber belirli kurallar ve doğmalar,insanların doğal yetkilerinin akla uygun olan kullanılışını engeller ve hatta olgulaşma ve erginleşmenin üstünde olumsuz etkiler yapar,denilmektedir.
Müslüman alemi,doğmaları değil de her zaman aklı referans olarak almış olsaydık eğer,Kuran-ı Kerim’i bir dua ile cennette gitmemiz için bir vize kitabı gibi kullanmazdık.Müslüman alemi,İslam alemi için Kuran-ı Kerim muhteşem bir rehberdir.Aslın da Kuran-ı Kerim de o kadar güzel şeyler var ki,1400 yılların öncesin de bütün karanlıklara ışık tutan en büyük yol gösterici olmuştur.Mesela;”Herke kendi aklı nispetinde cennetin bahçelerin de yer bulur.”deniliyor.İmam Azam da der ki,”Arapça bilmeyenlerin Kuran-ı Kerim’i kendi dillerin de veya istedikleri dillerde okuyabilirler.”Lakin çevremizde camileri dolduran kalabalık Müslümanlar topluluğuna baktığımız zaman Kuran-ı Kerim’i okuyanların neredeyse hepsi Kuran-ı Kerim’i anlamadan okuduklarını görüyoruzdur.Birilerine okuduğunuz Kuran-ı Kerim’in manasını ya da ne demek istediğini söyler misiniz beni bilgilendirir misiniz? dediğiniz vakitte tepki almamak mümkün değildir.Yani alacağınız cevap “illa ki anlamak mı gerekir…”olur.
İşte bizler İslam’ı Müslümanlığımızı Kitabımızı Kuran-ı Kerim’i Peygamberimizi bu kadar önemseyen bir ümmetiz.
Geçmiş yüzyıllara baktığımızda,özellikle 9. ve 12. Yüzyıllara göre bugünkü 21.yüzyılın ortasında İslam ve Müslümanlık ciddi manada gerilerde kalmıştır.Buna İslam da denilmez.Çünkü Arapların örfü olup,Emevi İslam’ıdır.
Geçmiş yüzyıllar öncesine bakıldığı zaman Farabi,Ibn Teymiyye,Ibni Sina, Gazali,Ibni Rüşd gibi düşünürler Yunanlıların felsefelerinden yararlanarak akla ve düşüncelere çok önem verilmiş olup içinde bulundukları toplulukları ve toplumları da çağın en ileri kültürlerini yaşatmışlardır.Fakat ne yazıktır ki Gazali dönemi sonrasında işin kolayına kaçınılmıştır.Gazalinin iki tür akıldan bahsedildiği bunlardan birinin kalp birinin de aklın gözüdür.Gazali döneminden sonra aklın tamamen inkar edilmesiyle beraber yerine salt iman kalmıştır.Akıl yolunun ne kadar zor olduğunu görenlerin hepsi imana yönelip iman etmeye çaba sarf ediyorlarmış.Oysa ki Kuran-ı Kerim “sizler iman ettik demekle kurtulacağınızı mı sanıyorsunuz,kesinlikle çalışmanız gerekir…” diye uyarmaktadır.
Hepimizin de bildiği ve farkında olduğu gibi Kuran-ı Kerim’in anlaşılmadan okunması ve anlaşılamaması  egemenlerin ve batılı ülkelerin işlerine çok yaramaktadır.Çünkü Müslüman toplumlarını sömürülme imkanları doğmaktadır. Böyle olmamış olsaydı özellikle Kürt Halkı,işgalci Arapların,Farsların,Türkiye’de ki bazı barbar faşistlerin ve her fırsatta Kürde düşmanlıklarını ilan eden Filistinlilere karşı pasif mi kalırdı?
Kürt Halkı sürekli namaz kılıp dursun,Kuran-ı Kerim’i okuyup dursun,oruç tutup dursun,dünyayı ve dünya mallarını topraklarını akıllarından çıkarıp öbür tarafa meyletsin de kafaları çalışmasın istenmektedir.Nitekim ki bu doğru olan İslam dinini,siyasetçilerin ve cemaatçıların sahte emelleri adapte olanların çoğu da Kürtlerdir.Bundan dolayıdır ki Kürdistan’ın ve Mezopotamya’nın birçok yerinde kültürel değerleri yok edilme derecesine gelmekle beraber yer üstü/yer altı zenginlikleri ve eğitim sistemleri ağa babalarının siyasilerin ve işgalcilerin elindedir.
Ergenlik durumundan bir türlü kurtulamayan Kürt Halkı halen işgalciler tarafından idare edilmektedirler.Neredeyse 1400 yıldır ümmet birliği nidalarıyla meşhur yalan taktikleriyle beraber kandırılıp,yurtları işgal edilen Kürtler ne hikmetse 22 devlete bölünmüş olan Arap dünyasının neden birleşmediklerini sorgulamaktan çekiniyorlar?
Gerçekten de tamirlerin başlaması artık Şarttır!
İslamcıyım diyen Kürt aydınlarına siyasetçilerine hukukçularına büyük görevler düşmektedir.
Bir taraftan İslam dinine al atmaları gerekirken,diğer taraftan da Arap milletlerini seviciliğinden kurtulmaları gerekir.Kürtlerin kültür kurumları ve değerlerinin ciddi manada özgünleşmesi için büyük çabalar sarf etmeliler.
“Aksi takdir de Şeytan’ın Ordusu IŞİD tüm Müslümanların özellikle Kürtlerin ergenliğinden ve bütün topraklarından beslenecektir…”
 
“Mehmet Kızılkaya”

YORUM EKLE