Sözün Efendisi!

Erasmus, ‘Deliliğe Övgü' isimli yapıtında; "yaşamda ancak deliliğe yakalanmış olana gerçek anlamda insan denebilir." diyor.
Üstat ziyadesiyle doğru söylüyor kanımca.
Başka türlüsü, tuzu kuru hempaların, laylaylom bir şekilde daim üzerinde yürüdüğü arıza, sahte ve silme riya bir “ahlaksız efendi” diline tav olmaktır.
Değil de nedir, heyhat!
Olsebepten; efendisiz olmalı insan!
Nede olsa kendi doğrularının putperesti insanlar için gerçek salt kendisidir.
Böyle derken, öncelikle imlediğim şey; dosdoğruya ulaşmada, kaplumbağa adımlarıyla giden meşakkatli bir yolun olduğunu savlamak, ama asla bunu savsaklamadan!
Yani, bu nice kutlu uğurda lafı gediğine sürerken ellerimiz gıdım titremeden; ıkınmadan tabi ki!
Farklı meşreplerin hapsedilmiş lügatince söylemek gerekirse; harbiden, essahtan, gerçekten!
***
Mutlak surette “sözün efendisi” olmalıdır insanteki!
Her bir sözcüğün kendinde olan haysiyeti için!
İmdi, kılıç kalkan kuşanıp dalmalı, laga lugacı ayak takımının boşboğazlıktan olma kalelerine!
Demagojiye payanda, sahibinin sesi, türlü çeşit, ama aynı kapıda buluşan demagoglara (hak ettikleri üzre) demediğini bırakmadan elbet!
“Sözün efendisi” harf harf sağaltmalı nicedir yerlerde süklüm püklüm sürünen, çokça ırzına geçilmiş, esaslı ve kendine yeten bir eklemli cümlede, “yaşam gönenci” taşıyan/yaşatan dimağlara büyük keyif olmuş fikirlere döl yatağı olamadan (prematüre) doğmuş, dahası kavramlaşamadan nalları havaya dikmiş cümle namuslu sözcüklerin haysiyeti adına; üryan, pirupak bir kâğıt kalem elde çıkmalı/arşınlamalı sokak sokak ışıltısını yitirmiş hayatın böğrüne!
Bu ümüğümüzü sıkan tu kaka hayat; bizim olmayan ve bize yabancı, avuç içimizden bir yılan gibi süzülerek kayan hayat!
Bundan ötesine de gönül indirmek ne mümkün artık…
Yaşamak şakaya gelmez elbet; bu kallavi gerçeği, müsveddeden olma ve herhal söz büyücülerine dönmüş şiircilerden aşırıp söylemeye ne hacet; onca kirliyken bugün dört bir yanımız, bizler, birer yalancı düzenbazlar değil de neyiz ki?
Ey cümle söz büyücüleri; hayat gailesini harf harf efsuna bandırdığınız da yetsin!
Yetsin! Nalları havaya dikmiş bu lanet yaşama el mahkûm güzellemeleriniz!
Şakaya gelmez dediğiniz, sürgit tavsayan lanet olasıca hayatın kaptan köşküne kadar su aldığının idrakinden yoksun, kucağında bir “ulus devlet tatavası” da emziren, uçucu sözlerden olma, çoğu arızalı durumdaki cumhurun fink attığı, yelkenleri de hepten yamalı, yırtık pırtık durumdaki hayaletimsi gemiden (ülkeden) ilk kaçan farelerin başka bir yeni hayata (yenilenerek) yelken açtığı o gıcır gıcır sözcüklerden müteşekkil gemide hayâsızca ziyafet çekmeleriniz de (görmek isteyenlere) hepten malumken!
Yere göğe, bağır bağır “vira” demeden, gamsızca kalmak, bostan korkuluğu gibi orada burada durmak, en hafifinden insanın kendine iftira atarak hiçleştirmesi değil de ne?
Ol sebepten; sürekli bir uygun adım, aklı öteleyen zapturaptlara müsamaha etmeye gıdım gelmeden, pupa yelken dalmalı insanteki; işveli ve o biçim fettan olan o harikulade zinde, şuh kadının (ülkenin) koynuna!
Bizi baştan çıkaran maharetli kıvrak elleriyle büsbütün sarmalayan terütaze hayatın bitimsiz gül yüzüne “merhaba” diyerekten elbet!
Ölesiye sevdalı bir yeni hayatla hemhal “deli insanlar” olarak tezahür eden, böyle zuhur edecek olan, o varla yoklara “merhaba!”
Delilik üzre bir “anormalliğin” içinde asgari bir “normali” sayıklayan, bir kısrağın üstünde üzengisiz cenge tutuşarak, yarenlerine muştusunu verdiği yeni yaşamın cengâverlerine “selam olsun!”
Muhakkak, onlar için, soluk soluğa eda edilmesi lazım gelen bir cenk alanıdır hayat.
Bu meyanda, her bir olmuş/tamamlanmış insan gibi insan; kesintisiz bir cenge tutuşan birer ölümsüz (deli!) cengâverdir icabında!
Hülasa; selam olsun, insan olmanın anahtarını deli dalgalardan alıp sütliman vahalara taşıyan, gerçek anlamda insan olma yolundaki yaşamda ancak deliliğe yakalanmış olanlara!
**** **** **** ****
Ahmet Türk’e Bir Öneri
Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ahmet Türk'e bir önerim olacak.
Farklı görüşleriyle bugün sayıları azımsanmayacak kadar çok ve etkin olan Mardinli yazar ve sanatçıları, "MARDİN DÜŞÜNEN/ÜRETEN İNSANLARIYLA BULUŞUYOR!" gibi bir sloganla, her yıl en az üç gün olmak şartıyla (bir hafta olması daha iyi olacaktır mümkünse), kadim Mardin'de, çeşitli etkinlikler gerçekleştirilebilir.
Mardin'de ve dışında, başta Kürtçe/Türkçe/ Arapça ve Süryanice gibi eserleri sayılamayacak kadar çeşitlilik arzeden, bu düşünen/üreten insanlarımızla yapılacak nitelikli buluşmaların kentimize ciddi bir sinerjisi olacaktır muhakkak.
Başta Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ahmet Türk olmak üzere, tüm Mardinlileri, bu önerimize destek olmaya çağırıyorum.
Not: Bu çerçevede, dünyada ve ülkemizde yaşayan tüm Mardinli Yazar ve Sanatçıları facebook üzerinden buluşturmak gibi bir işe de giriştik; gelişmeleri sizlerle de paylaşacağım yeri geldikçe.

YORUM EKLE