MODERNİZM İLE GELENEK


Karl Valentin’nin sözüyle başlamak isterim.Aslında her şey söylenildi bizlere;ama henüz herkes tarafından değil diyen Karl Valentin’i haksız çıkarmak istercesine,her gün farklı bir haber kanalı açıyor ve izliyoruz.Ulus-devlet cezaevinin içine hapsettiğimiz aklımızı,beynimizi,bizzat cezaevi sahiplerinin yazdıkları kaynaklarla beslenmeye devam ediyoruz.
Aydınlatamayacağından kesinlikle emin olunmuş o dar pencerelerden,dışarıda onları göremiyoruz.Nihayetinde,doğumumuzdan ölümümüze kadar tekrarlayıp,genel sorunları,nevi şahsımıza münhasır sanaraktan gönenmeye devam ediyoruz.Bu retoriğin (Retorik:Güzel söz söyleme,hitabet sanatı) ardından ki moderniz mi  şöyle yada böyle temasta bulunulmuş tüm geleneklerin yaşadıkları ortak problemlerin olduğunu göremiyoruz.Sorunları her zaman Kürtlerde,dinde,başörtüsünde,siyasette,Ermenilerde,Çerkezlerde,Alevilerde,askerde,dağa çıkanlarda arayıp,aynı argümanların farklı kombinasyonlarla altını ısıtıp ısıtıp servis ederken,asıl bakmamız gereken yerden o ana mevzudan ısrarlarla uzak duruyoruz ve durmak için de ellerimizden geleni fazlasıyla yapıyoruz.
Modernizm ile geleceğin çatışmasından ve bu çatışmadan bir sentezin çıkarılmayacağını,Modernizm ile geleceğin birlikte yaşamasının imkansız olduğunu savunabiliriz.
Tırtıl ile nasıl bir kelebekten sentez yaratabilir siniz ki?
Modernizm,sadece,gelenek çerçevesinde kavramsallaştıran kültürel bir süreklilik olmuş olsaydı,İslamın veya diğer bir geleneğin modernizm ile birlikte yaşamaya şansı var diyebilirdik.Modernizm de bir gelenek fakat yalnızca Batı’dan bakıldığında onların kendi geleneğidir.Bu geleneğin ardında da,belirli kurallar,normlar,ahlak ve etik sisteminin çok daha ötesi de vardır.Keskin virajlı bir kopuş,epistemolojik ve ontolojik bir yeniden yaratımın olduğu,insanlık tarihi boyunca görülmemiş,sadece ve sadece insanlara vasıf edilen bir sorgu ve sorgulama cüretti var.
Modernizm,İnsanın halihazırda sahip oldukları ile yeni bir üstün insan modelini yaratma çabasıdır.
Modernizm,bu bağlamda,öğle yemeklerin de süt içebilmek,aşırı acılı yemekler yemek,namaz kılmak,kiliseye gitmek gibi kültürel farklılıkların çok daha ötesinde,tarih boyunca rastlanılmamış yeni varoluş biçimidir.
Bu değişim ileriye yönelik bir evrim olarak desek,İnsanlığın ilerlemesinde bir sonraki basamak olarak değerlendirdiğim için modernizm ile geleneklerin asla birlikte yaşayamayacağını desteklerim ve savunurum.Ortada kültürel relativite değil aslında,insani bir asimetri bulunmakta ve tam da bu asimetre’nin içinde yaratılan bu kompleksler sebebiyle,modernizm ile geleneğin çatıştırıldığı her yer,modernizm doğa gereği midir bilmem ama hep kazanıyor;gelenek ise mücadelesini kaybedip,kaybettiği mücadelesinin varlığını devam ettirebilmek için çaresizce kalkıp radikalleşiyor.
Gelenekçi,her ne kadar da modernizme yabancı olduğunu ve bilmediğini iddia etse bile,aslında insanı modern yapan bütün araçlara sahip olduğundan dolayı,modern insanlarla temasa geçer geçmez,acımasız bir gerçeğin farkına varıyor.
Modern olan insan,kendisinden daha bilge ve cesurdur.Evet ! Bilge,neden? Çünkü; kendisinden daha üstün bir otoriteye ceza ve mükafata ihtiyaç duymaksızın,iyi bir insan olarak yaşamasını sağlayacak ahlaksal bir altyapıya kendisini oluşturabiliyor.Cesurdur,çünkü;bunu yokluğunu ve varlığını kanıtlanması imkan dahilinde olmayan bir varlığın otoritesine rağmen gerçekleştirebiliyor.
Gelenekçi,Sokrates kadar eski olan bu iki ana erdem de ,modern insandan cılız olduğunu kesinlikle görüyor ve bu yakıcı gerçeklerle yüzleştiğinde,kendine olan saygısını yitiriyor. Modern olmak için bütün araçlara olanaklara sahip olmasına rağmen onları da kullanamayacak kadar korkak ve akılsız olduğunu kabul etmek zorunda kalıyor.Tabi ki de hiçbir insan itiraf etmez ve etmiyor ama modern insan karşısında kendisini aşağılık ve de aşağıda görmeye başlıyor.
Bu yüzleşmenin sonrasında gelenekçinin de erdemli bir hayat sürdürebilmesi için geleneği terk edip,modernlerin arasına katılmaktan ve geleneğine daha çok bağlanıp,kendisine eksikliklerini hatırlatan modernlere düşman gözüyle bakmaktan başka çare kalmıyor.işte bu reddeye gelindiğin de gelenek de özünü kaybederek,yerini tamamen hasede bırakıyor ve çirkinleşen bir anti modern paradigmaya indirgeniyor. İşte bu sebeple,Avrupalılar,Müslümanlarla birlikte yaşayabilirlerken,hiçbir İslam ülkesi,Avrupalılarla birlikte yaşamıyor.Bu nedenle Avrupa,Müslümanlara istediğinizi yiyin,giyin,için,istediğiniz şekilde ibadetinizi yapabilirsiniz diyebilirlerken ,İslam Ülkeleri,kendi sınırları içinde modern olan ne varsa yasaklamak için elinden geleni ardına  koymuyorlar.Tam da bu sebeple 70 80 yıl öncesin de birbirini öldüren Avrupa,bugün sınırların dahi kalktığı,insanlığın ferah seviyesi en yüksek olan coğrafyasını yaratabilirken;Ortadoğu’da modernlerden intikam alabilecek araçlardan yoksun olan Müslümanlar içlerinde oluşan ve biriken öfkeyi kendi komşularından çıkararak,ancak kanın,zulmün,gözyaşının gündelik hayatın bir parçası olduğu mutsuz bir coğrafya resmini yaratabiliyor.
İslamcılar eğer gerçekten modernizm ile mücadele etmek isterlerse,kendilerinin önce modernizm’in içinde taşıdığı,insan hakikati olan iki erdem’i “bilgelik ve cesaret” daha yüce erdemler bulup o bulduklarının da etrafında bir değerler sistemini oluşturabilmelidirler.
Dünya’nın herhangi bir yerinde,iyi ve olumlu olup da Batılı olmayan bir erdem var mıdır?
Batının da yüzyıllarca süren bir süreç sonucunda vardığı modernizmin bir alternatifine ,gelenekçiler yeni bir söylemenin epistemolojik zorluklarını aşarak nasıl varılabilir?
Kelebeğin o muhteşem o muazzam güzelliği karşısında haset besleyip ömür boyunca tırtıl kalmanın şartlarını zorladıkça,kaybeden yalnızca bizler olacağız.
 

YORUM EKLE