IŞIK DOĞUDAN YÜKSELİR.

MERHABA MEZOPOTAMYA, MERHABA MARDİN
1988 yılı temmuz ayı idi seninle tanışacağım günü öğrendiğimde. Babamın tayini çıkmıştı senin topraklarına. İlkokulu yeni bitirmiş ortaokula senin bereketli topraklarında başlayacaktım. Eşyalarımızı bir kamyona yerleştirip bizde otobüsle sana gelecektik. Biz üç yıllık bir misafirliğe imza atmış iken öyle güzel bir misafir perverliktik senin güzelliğini bırakamadık bir sene daha kalalım dedik daha doğru senin ısrarlarını kıramamıştık. Birçok medeniyete ev sahipliği yapan ey şehri şahane bizim gibi dört garibi mi ayıracak barındıramayacak bakamayacaktın. Sana geliyoruz belki bir meçhule, insan sonunda âşık olacak ise aşkı uğruna ne yoları aşarmış bizde öyle olduk inan. Bu yolculuk çok uzun gelmişti bana şimdinin olanakları yolları yoktu ki. Yanlış hatırlamıyor isem tam yirmi dört saat sürmüştü. Eski otobüs kuralları hâkimdi hani derler ya paso sigara içiliyordu. Sanki ayrı bir ülkeye gidiyordum. Farklı diller farklı kıyafetler ile adeta bir renk cümbüşü vardı otobüsümüzde. Annem ağlamaklı idi, kolay mı? Sevdiklerini geride bırakmak. Ama çok fedakâr olan annem doğduğun yer değil, doyduğun yer önemlidir deyip yine göğüs germişti babam ile birlikte tüm zorluklara. Ben de arkadaşlarımı geride bırakmıştım. Bir ömür boyu bak bu çocukluk arkadaşım diyemeyecektim belki. Ama olsun ipek yolu bana da yer verirdi tozlu yollarında seyri âleminde arkadaşlıklar dostluklar.
 
DEVAMI HAFTAYA…..

YORUM EKLE