“BAYAĞI SANATLARIN BİR DALI OLARAK ‘HEDEF GÖSTERME“

KÜLTÜR SANAT

Marks’ın Nietzscheci ‘bengi-dönüş’ teorisini anımsatan fevkâlâde anlamlı bir öngörüsü vardır. Buna göre, tarih tekerrür etmez. Ederse eğer, birincisinde trajedi, ikincisinde komedi olur. Birçok öngörüsünde yanılan Marks, maalesef burada hedefi on ikiden vurmuş gözüküyor. Marks öngörüsünün doğru gerçekleştiğine sevinebilir, ama tarihin gerçek mağduru yığınla insanın derin bir kedere sevk edildiğini zımnen de olsa kabul eder.


 Türkiye’de yaşanılan güncel hadiselere bakıldığında, trajedi kendini sürekli tekrarlar. Öyle ki, nesnel bir gözle bakıldığında tekerrür eden tarihin, basmakalıp ve komedi haline gelmesi gerekirken, bu topraklarda payımıza yalnızca trajedi düşmektedir.
 Oktay Ekşi’nin 25 Nisan 1998’de Hürriyet’teki köşesinde, kamuoyunun bilgilenme hakkını iddia edip bu ülkenin gazetecilik tarihinde cesaret ve dürüstlüğün timsallerinden Cengiz Çandar’ı hedef gösterdiği yazısı hâlâ akıllardadır. Bir kişi için 14 yıl uzun olabilir ama toplumsal tarih açısından bu süre kısacıktır. Bu mecazdan hareketle Ekşi’nin yazısının mürekkebinin daha kurumadığını bile söyleyebiliriz. Ekşi’ye göre, gazeteci geçinen bazıları meğerse PKK’ya uşaklık ediyormuş. Örgütten para alarak ülkeyi haraç mezat satıyorlarmış. Gerçekten, insanın bu yüce vatanseverlik duygusu karşısında hislenmesini beklemeliyiz. Ama meselenin ikinci bir yüzü sonradan belirecekti.
 Sonradan Nazlı Ilıcak’ın basın tarihine geçecek mükemmel haberiyle bunun devletin derin mahfil’lerinde hazırlanmış bir komplo belgesinden türediği ortaya çıktı. Halen Ergenekon davaları kapsamında tutukluluğu devam eden Çevik Bir’in hazırladığı ‘Güçlü Eylem Planı’nda asıl maksadın PKK ile mücadele stratejisine uygun bir biçimde,“Adı geçen gazetecilerin kamuoyunda saygınlığının azaltılması ve itibarının düşürülmesi ile terör örgütüne sağladığı dolaylı destek ile ilgili aleyhlerine kamuoyu oluşturulması”na yönelik olduğu anlaşıldı. Bu açıkça bir itibarsızlaştırma ve en önemlisi hedef göstermeydi. Yöntemse şöyle kotarılmıştı: “Örgütün para ile her şeyi kendine müzahir gazetecilere yaptırdığının gazete sahipleri, seçilen köşe yazarlarına ve televizyonlarına aktarılması”
 28 Şubat Türkiye tarihinin en spesifik darbelerinden biri olarak tarihte yerini aldı. Cengiz Çandar, Mehmet Ali Birand, Akın Birdal gibi gazeteciler, bu karanlık süreçten bir yıl sonra, 1998’te Oktay Ekşi’nin ifadesiyle ‘teşhir edildi’. Yargıya çağrı yapıldı. Cengiz Çandar, hayatında ilk defa DGM savcısının önüne çıktı. Çandar sadece hukukî ve medyatik kampanyalarla boğuşmadı. Bir röportajında babasının bu kampanyalardan etkilenerek derin bir üzüntüye kapıldığını, sonra da vefat ettiğini söylemişti.
 Bu arada dönemin İnsan Hakları Derneği Başkanı Akın Birdal, Ankara’da TİT’in gazabına uğradı. Silahlı saldırıya uğrayan Birdal ağır yaralandı. Yıllarca sağlığına kavuşmak için tedavi gördü. Akın Birdal’ın azmettiricisi Semih Tufan Gülaltay, 19 yıl hapis cezası almasına rağmen 2,5 yıl yatıp çıktı.
 Cengiz Çandar’ın ve Akın Birdal’ın başına gelen bu felaketler, medya, askerî bürokrat ve çeteci örgütler tarafından hazırlanan kusursuz bir cinayetin en iyi örneklerindendi.
 Tarihin ikinci randevusunda Akit bayrağı devralmış görünüyor. Hedefte yine Cengiz Çandar var.
 (Devam edeceğim)
 Tüm okurların Ramazan Bayramını tebrik ediyorum.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.